Ben bilirim bu imtihanı, evvelki bir uğrak gibi.
Boşluğa dalan puslu gözleri, anlaşılmayı bekleyen yetim cümleleri,
Ağlamaklı çehrenin üstüne giyilmiş sahte tebessümleri bilirim.
Bilirim neyse ki;
Söz konusu sen olduğunda hiçbir ahlakın olmadığını,
Kanun denen şeyin nihai amaç sen olunca nasıl çiğnendiğini,
İşitmen gereken cümlelerden nasıl mahrum edildiğini bilirim.
Bir umutla bekleyişini bilirim vefa edilmek için.
Vesveseler ve gevezelikler arasında kalbini nasıl salim tutmaya çalıştığını bilirim.
Ki zordu; zira insan kendine de tahammülde sınırdadır ya!
Bardağın dibinde yüreğimize oturan taşlar neyse de, en üstte biz; kör bir kuytuda, kırık ayna karşısında, kulakların sesleri işitmekten yeterince mahrum olduğu ıssız bir yerde hesaplaşmak için bekleriz;
Ki taşacacaksa bizden yana taşsın bardak.
Bilirim.
Mücadele ile geçmez bazı imtihanlar.
Usulca kenara geçip yasını yaşamalı insan.
Her kabulleniş bir figanla yükselir çünkü.
O yüzden ağıtlar haykırır marur gözlerde.
Bilirsin.
Kapı eşiğidir bazılarımızın yeri.
Bizi baş köşeye layık gören hevese de yazıklar olsun!
Neyse ki ayaklarım aklımdan daha bilge;
Gitmenin kalmaktan daha izzetli,
Bir sükutun yüzlerce kelamdan daha manidar olduğunu,
Her şeyin savaşılmaya değer olmadığını,
Sana bağrını açmayan toprakta kök salmaman gerektiğini,
Bilir ayaklarım ....