Ben kalpsiz değilim...
Ben, her gidenin kalbini içimde mezar gibi taşıdım.
Biri yaktı, biri kırdı, biri hiçe saydı,
Ben onları bağrıma bastım da susarak yaşadım.
Sustum, çünkü anlatmak da bir nevi dilencilikti bu dünyada.
Ve ben, hiç kimseden merhamet dilenmedim.
Sevmek, bir lütuf değildi gardaşım...
Zehirli bir hançerdi, kabzası yaldızlı.
Ben onu elimde tuttum, her seferinde kendime sapladım.
Gülümseyen her yüz, bir sonraki ihanete alkış tuttu.
Ve ben, kendi alkışlarımın içinde boğuldum.
Bir kadını sevdim...
Öyle böyle değil, Allah’a anlatılsa o da “Yeter ulan!” derdi.
Adını zikrederken abdest alırdım,
Ama o başka kollarda günah işlerken hiç tereddüt etmedi.
Kalpsizmişim...
Kalp dediğin, bu kadar yer mi dayanır be gardaşım?
Her sevda bir enkaz, her gece bir mahkeme,
Sabahlar beraat değil,
Yalnızlığın yeni celsesi...
Ben kimseye kalbimi vermedim,
Çünkü herkes onu alıp gidip, yerine ölü bir taş bıraktı.
O taşla ya seccade serdim ya da mezar kazdım,
Ve sonunda öğrendim:
Bu yürek, taş kesilmeden sevgiye dayanmazmış.