T

Hamd

Hamd
Alıp götürür rüzgâr, meçhule savrulan yolu.
Bir kırılgan el uzanır ufkun ince çatlağından.
Haykırır ıssız kent mobilyalarına doğru,
Ve bilinmezin sarsıcı gölgesi vurur içime.
Usulca aldım korkunun yoncasını ellerime.
Nişasta tohumlarının nazenin topraklarına hükmettim.
Ele güne değirmenler inşa etmenin hummalı arzusuyla,
Ama doğa, tehditkâr bir vakarla sopasını uzattı.
Ardından rüzgâr, öfkenin gürleyen yankısını kattı şarkısına,
Ve bedenim titredi; tıpkı boşlukta savrulan ince bir dal gibi.
Oysa yarını reddettim ben, yok hükmünde sayarak.
Bu vehim, bu boğucu korku, ziyadesiyle ağır değil mi?
Hayat, çelik bir yumruğun soğuk sertliğiyle vurdu ruhuma.
Yine de utanma arzusunu sakladım derinlerimde.
Bu, abartılı bir debdebe değil de nedir ki?
Ben ki tanrıya hamd ederken tüm alaturka vakitlerde,
Gökyüzünün her çatlağından sızan ışığı seyrederken,
Onun bana merhametle üzüleceğini tahayyül ettim.
Ama yanılgılarımın ve aldandığım tüm ihtimallerin,
Kaçınılmaz olduğunu bilmiyorum hâlâ.
Her hâlükârda barıştım toprakla,
Ve evimin mesafesini, o dipsiz uzaklığı göze alarak
Kayboldum yolların kaygısında.
Bugün buradayım; bir başıma,
Ve bir tek doğa karşısında hamd ediyorum.