M

1. Bölüm: Tanışma

Dün gece, geç saatlere kadar kitap elimden düşmemişti. Bu yüzden sabahta doğal olarak yorgun uyanmıştım. Kahvaltımı yapıp üzerime okul kıyafetlerimi geçirdikten sonra bıkkın bir havayla evden çıktım. Okulum evime yaklaşık 10 dakikalık bir mesafedeydi. Kısa bir yürüyüşün ardından okula vardım. Okulun içine girdim ve merdivenlerden çıkarak 2. kattaki sınıfıma çıktım. Sınıf kapısından içeriye girdiğimde bir köşede konuşan kız grubunu, diğer yanda konuşan dörtlü erkek grubunu ve son olarak duvar kenarında oturan sıra arkadaşımı gördüm. İsmi Yıldızdı. Dışa dönük ve eğlenceli bir kişiliğe sahipti. Okulun ilk günü yanıma gelip bana arkadaş olmayı teklif etmişti. Ben de bunun üzerine onun arkadaşlık teklifini kabul etmiştim. Yıldız beni görmüş olacak ki "Günaydın uykucu!" dedi ve güldü. Bunun üzerine ben de gülümsedim. Sonra, sıraya doğru ilerleyerek yerime oturdum. Çantamdan coğrafya kitabını çıkarırken "Uykucu değilim ya," dedim ve kısa bir süreliğine duraksadım. "Sadece dün gece biraz fazla kitap okumuşum."
"Peki, öyle diyorsan." dedi imalı bir şekilde ve gülümsedi. Hoca gelene dek bir süre daha konuştuk. Ardından, Ceylin Hoca sınıfa geldi ve coğrafya dersini anlatmaya başladı. Bugün küçük bir değişiklik yapıp dersi dinleme kararı almıştım. Dersi tüm dikkatimle dinlerken, dışarıdan gelen garip sesler dikkatimi dağıttı. Başımı sağ tarafa çevirip pencerelere doğru baktım. Sınıftakilerin çoğu da dersi dinlemeyi bırakmış, pencereden dışarıya bakmaya çalışıyorlardı. Hoca, hepimizin hâlini farketmiş olacak ki "Ne oldu çocuklar?" diye bir soru yöneltti sınıfa. Kızlardan birisi "Dışarıdan değişik sesler geliyor hocam." dedi hocanın sorusuna cevaben. Hoca ilk önce pencerelerden birini açtı. Sonra, kafasını pencereden dışarıya çıkarıp aşağıya doğru baktı. Bir anlık kaşlarını çattığını gördüm. "Çocuklar, siz oturun. Ben şimdi bakıp geliyorum. Ben gelene kadar da kitaptan anlattığım kısımları tekrar edin." dedi ve apar topar sınıftan ayrıldı. Biz de bunun üzerine sınıfta bir başımıza beklemeye başladık.
(...)
Ceylin Hoca gideli 10 dakikadan fazla olmuştu. Ben de dahil tüm sınıf, hocanın neden gelmediğini merak etmiştik. Aramızda konuşup sınıftan dört kişiyi hocayı araması için göndermeye karar verdik. İlk önce Yıldız gitmeyi kabul etti. Ben de Yıldızı yalnız bırakmamak adına onunla birlikte gitmeye karar verdim. Erkekler arasından da Polat ve Ege gelmeyi kabul etmişti.
Dört kişi olarak hocayı aramak için sınıftan çıktık. Ege şimdiden triplere girmiş, garip garip hareketler yapmaya başlamıştı. Yıldız Ege'ye dönüp "Adrenaline ihtiyacımız yok Ege." dedi bilgiç bir tavırla. Ege garip hareketler yapmayı sonlandırırken "Ne olacak biraz heyecan olsa." dedi. İlk önce alt kata inip öğretmenler odasına bakmaya karar verdik. Hocayı orada göremeyince 2. katı es geçerek en üst kat olan 3. kata çıktık. Uzun koridorda umutsuz bir şekilde hocayı aramakla meşguldük. Yıldız ve Ege ara ara atışırken Polat ve ben tüm ciddiyetimizle ortalığı inceliyorduk. "Burada da yok, sınıfa gidelim en iyisi." dedi Polat bir fikir sunarak. "Bence de, çünkü ben bu arkadaşına daha fazla katlanamıyorum." dedi Yıldız ve ellerini önünde bağladı. "Asıl ben sana katlanamıyorum." dedi ve Ege de kollarını önünde bağladı. Polat aralarındaki atışmayı önemsemeyerek gözlerini devirdi. "Tamam, hadi geri gidelim." dedim ben de Polat'ın fikrini onaylayarak. Merdivenlerden alt kata inmek için daha hızlı yürümeye başladık. Tam merdivenlere yaklaştığımız sırada, kenarda duran pencereye gözlerim takıldı. Aşağıda birileri vardı. Pencereye doğru yaklaştım ve usulca aşağıdakileri izlemeye koyuldum. Dikkatli bir şekilde baktığımda aşağıda gördüğüm kişilerin insan olmadığını fark ettim. "Mine, ne oldu?" diye sordu Yıldız arkamdan. Arkama döndüm. "Buraya gelsenize, aşağıda birileri var." dedim elimle pencereyi işaret ederek. Üçü de önce birbirine baktı sonra yanıma yaklaşıp benimle birlikte pencereden aşağıya doğru bakmaya başladılar. Aşağıda tuhaf görünüme sahip iki kişi vardı. Her ikisi de mavinin en açık tonlarında bir ten rengine sahipti. İçlerinden biri koyu mavi saçlara sahipti. Yüz hatlarından dolayı erkek olduğu belli oluyordu. Karşısındaki kişinin açık mavi saçları vardı. Üzerinde daha önce hiç görmediğim kıyafetler mevcuttu. Aralarında hararetli bir konuşma var gibi görünüyordu. Pencereyi yavaş hareketlerle aralayıp seslerini dinlemeye başladık. Daha önce hiç duymadığım bir dil konuşuyorlardı. "Bunlar ne abi?" dedi Ege uzatarak. "Yoksa kostüm partisi falan mı var okulda?"
"Saçmalama Ege, öyle bir şey olsa öğrencilere duyurmazlar mı?" dedi Polat Ege'nin teorisini çürüterek. Ege kaşlarını çatarak "Eee, o zaman sen anlat bakalım. Bunlar neyin nesiymiş?"
Polat tam bir şey söyleyeceği sırada Yıldız işaret parmağını ağzına götürdü ve "Şşş!" diyerek susmalarını tarif etti. Polat ve Ege susarken, ben hala pür dikkat aşağıdakileri izlemeye devam ediyordum. Bir süre daha orada durup aşağıdaki kişileri seyretmeye devam ettik. En sonunda duyduğum kadarıyla aralarındaki konuşmayı bitirdiler ve açık mavi saçlı kişi, kolunda bulunan ufak bir butona bastı. Bunun üzerine az önceki halinden eser kalmayarak formunu değiştirdi. Gözlerimi biraz kısıp dikkatle baktığımda onun Ceylin Hocamız olduğunu farkettim. "Hiii!" dedim şok olmuş bir tavırla. Koyu mavi saçlının kafası anında sesin geldiği yöne döndü ve göz göze geldik. Ben korkuyla çoktan kafamı eğmiştim. Koyu mavi saçlı, açık mavi saçlı olana bir şeyler söyledi. Bunun üzerine mavi saçlı da pencereye doğru baktı. Hızlı hareketlerle aşağıya doğru eğildik bizi görmemesi için. Fakat, koyu mavi saçlı zaten beni çoktan görmüştü. Açık mavi saçlı tekrar önüne döndü, biz de onları izlemeye devam ettik. Koyu mavi saçlı, açık mavi saçlıya bir şeyler söyledi. Sonra, elinde duran telsiz benzeri cihaza bir şeyler mırıldandı. Ardından, başından beri varlığını bile bilmediğimiz kapsüle benzer siyah bir araç ortaya çıktı. Sonra, kapsüle benzer aracın kapısı otomatik olarak açıldı ve içinden silah taşıyan iki kişi daha indi. Bunlar, mavi tenlilere kıyasla bembeyaz bir tene sahipti. Gözleri masmavi idi ve bu özellikleri onları ürkütücü göstermişti. İkisi senkronize hareketlerle koyu mavi saçlının yanına doğru gitti. Koyu mavi saçlı olan, ikisine sert bir sesle bir şeyler söyledi. Sonra, silahlı ikili okula doğru gelmeye başladı. "Boku yedik şimdi!" dedi Ege korku dolu bir sesle. "Hayır, henüz boku yemedik!" dedi Polat ve hızlı hareketlerle ortalığa bakındı. Sonunda gözleri tuvaletlere döndü. "Koşun, tuvalete saklanalım!" dedi ve tuvaletlere doğru koşmaya başladı. Geride kalmamak adına Ege, Yıldız ve ben de onun arkasından koşmaya başladık. Sonra, Polat'ın hür iradesiyle kızlar tuvaletine girdiğini gördüm. Ege'yi yanına alıp hızlıca tuvaletlerden birine saklandı. Biz de Yıldızla onların yanındaki tuvalete saklandık. Dışarıdan silahlı ikilinin sesleri geliyordu. Kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Ayak seslerinin bize yaklaştığını duyabiliyordum. Korkuyla tuvaletin köşesine doğru çekildim ve gözlerimi kapattım. Yıldız beni görmüş olacak ki bana doğru yaklaşıp dostane bir şekilde sarıldı. "Geçecek arkadaşım, cesur ol." dedi fısıldayarak. Sesler yakınlaştıkça korku bedenimi ele geçiriyordu. Kısa bir süre sonra sesler bizden uzaklaşıp yok oldu. Dışarıda ne olup bittiğini bilmediğimiz için hâlâ tuvaletten çıkamıyorduk. Ege'nin fısıltı şeklinde "Çıkak mı dışarıya?" diye sorduğunu duydum. "Hayır, zil çalana kadar bekleyelim. Ortalık kalabalıklaşırsa bir şey yapamazlar." dediğini duydum Polat'ın. "Ama, ikimizin kızlar tuvaletinden çıkması lazım." dedi Ege mahcup bir sesle. "Doğru lan." dedi Polat aydınlanmış bir ses tonuyla. "Kızlar, biz yandaki erkekler tuvaletine gidiyoruz. Dikkat edin kendinize." dedi Polat. "Tamam, gelen falan olursa kapıyla savunuruz biz kendimizi." dedi Yıldız şaka yaptığını belli ederek. "Vallahi ister kapıyla savunun, ister çöp kutusuyla. Bana farketmez. Siz kısaca dikkatli olun." dedi Polat ciddi bir sesle. Sonra, ikisinin tuvaletten çıktığını duydum. Yıldız bana döndü. "Yav, ben bunları hiç sevmedim. Hiç şakadan anlamıyorlar." dedi memnuniyetsiz bir tavırla. "Belki de yalnızca senin yaptığın şakaları anlamıyorlardır ha?" dedim ben de alaycı bir ses tonuyla. Yıldız elini çenesine koydu ve düşünceli bir hâle büründü. "Bence," dedi ve kısa bir süre duraksadı. "Bence, şakalarım belirli insanları güldürüyor." dedi olağanüstü bir tespit yaparak. Umutsuzca başımı iki yanıma salladım. O sırada da teneffüs zili çaldı. Rahatlamış bir şekilde nefes verdim. Tuvalete kızların gelmeye başladığını duyunca içeriden çıkmaya karar verdik. Biraz olayın verdiği afallamanın, biraz da kendi salaklığımızın sonucu kapıyı açıp aynı anda çıktık. Bizi gören kızlar, anlam veremeyen bakışlar atarak aralarında konuşmaya başladılar. Onları fazla önemsemeyerek kızlar tuvaletinden çıktık. Ege ve Polat, çoktan erkekler tuvaletinden çıkmıştı. Koridorun başlangıcında bizi bekliyorlardı. Hızlı adımlarla yanlarına doğru yürüdük. "Kızlar, iyisiniz değil mi?" diye sordu Ege. "Biz iyiyiz, ya siz?" dedim sorusuna cevap olarak. "İyiyiz, sorun olmadı." dedi Polat Ege'nin yerine de cevap vererek. "Eee, şimdi ne olacak?" diye sordum ortalığa endişeli bir ses tonuyla. Üçü birden düşünceli bir hâle büründü. "Bilemiyorum ama ilk önce biraz sakinleşsek iyi olur. Sınıfa gidelim mi?" dedi Yıldız bir fikir sunarak. "Bence de. Stresten başım ağrımaya başladı çünkü." dedim Yıldız'ın fikrine katılarak. "Ama, ya hâlâ buradalarsa, ya başkasının kimliğine bürünürlerse?" dedi Ege bazı olasılıkları hatırlatarak. "Hem hocalara, okuldakilere nasıl güveneceğiz? Ya onlardan biri çıkarlarsa?"
Herkes tekrar düşünme moduna geçerken, benim aklım iyice bulanmıştı. Onlardan uzak durmanın, en azından güvende olmanın bir yolunu bulmalıydık.
Tam derin bir şekilde düşüncelere daldığım sırada arkamda beliren şey ile aniden irkildim. Arkama dönüp baktığımda onun Ceylin Hoca formundaki mavi saçlı yaratık olduğunu farkettim. Yutkundum ve boğazımı temizledim. "Çocuklar, bu yüzünüzün hâli ne? Bir şey mi oldu?" dedi endişeli rolü yaparak.
Dördümüz de dehşete kapılmıştık. Fakat bunu saklamadığımız takdirde başımız derde girebilirdi. Bunun ihtimalini düşünmek bile istemiyordum. Yıldız soğukkanlı bir sesle atıldı. "Bir şey yok hocam. Mine'nin başı ağrıyor da, birlikte ne yapabiliriz diye düşünüyorduk."
"Öyle mi?" dedi çakma hocamız şaşırarak. "Benim yanımda ağrı kesici hap var, bir tane vereyim sana Mineciğim." dedi ve elindeki siyah çantayı karıştırıp hapı buldu. Çıkarıp bana bir tane uzattı. "Su ile yut, olur mu canım?" dedi tembih ederek. Hapı aldım. "Tamam hocam, teşekkür ederim." dedim ve samimiyetsiz bir şekilde gülümsedim. O da bana aynı şekilde gülümsedi ve yanımızdan ayrıldı. O iyice uzaklaşana kadar bekledik ve konuşmaya başladık. "Mine, ilacı bana ver. Onu çöpe atacağım." dedi Yıldız elini uzatarak. "Ama beleş hapım olmuştu, onu içecektim." dedim hapa bakarak. "Hayatım ben sana vereceğim, var benim yanımda ağrı kesici hap. Bunu atalım, başka bir hap vermiş olabilir." dedi ve kibar bir dille hapı benden tekrar istedi. Haklı olduğunu anladığım için, "Tamam, al." dedim çocuksu bir tavırla ve hapı ona verdim. Hapı yakınımızdaki bir çöp kutusuna atıp geri geldi. "Eee, peki n'apıyoruz?" diye sordu Yıldız. "Galiba, sınıfa gidiyoruz." dedim meraklı gözlerle. "Konuşup plan yapmalıyız."
Polat da olumlu anlamda kafasını salladı. Tam gitmeye karar verdiğimiz sırada Ege bizi durdurdu. "Bekleyin, koridorun sonundaki merdivenlere gidip orada plan yapabiliriz. Orayı hiç kimse kullanmaz."
Bunu söylemesi üzerine, Ege'nin söylediği merdivenlere doğru gitmeye başladık. Merdiven ikinci ve üçüncü katın arasındaydı. Hızlı adımlarla merdivenlere gittik ve birkaç basamak aşağıya inip 6-7 adımlık boşlukta durup konuşmaya başladık. "Psikopat yaratıklar!" dedi Yıldız sinirli bir sesle. Hâlâ her ihtimale karşı düşük bir sesle konuşuyordu. "Camdan bari görmeselerdi bizi!"
Suçlu bir şekilde kafamı yere eğdim. "Benim yüzümden, sesimi duyduğu için dönüp baktı pencereye doğru." dedim üzgün bir sesle. Yıldız üzüldüğümü anlamış olacak ki yanıma yaklaşıp sırtımı okşadı. "Hayır ya," dedi ve biraz durdu. "Şaşırabilirsin. Bu gayet doğal. Hele ki en sevdiğin hoca bir yaratık çıkınca.
Yıldız doğru söylüyordu. Ceylin Hoca en sevdiğim hocaydı. Aramız okulun başından beri iyiydi. Dersinden düşük not alsam bile, beni her zaman severdi. Onun aslında Ceylin Hoca olmadığını ilk gördüğümde hem çok şaşırmış, hem de çok üzülmüştüm.
"Yine de sessiz kalmaya devam etmeliydim. Bu beni suçsuz yapmıyor." dedim yine üzgün bir sesle.
"Kimse suçlu falan değil, tamam mı? Senin yerine bir başkasını da fark edebilirdi. Şimdi kim suçlu kim suçsuz boşverin." dedi Polat. "Bir şeyler düşünmeliyiz. Kendimizi onlardan korumanın bir yolunu bulmalıyız." dedi ve elini çenesine yasladı. Ege az sonra şaşkınlık dolu gözlerle bize döndü. "Lan, silahlı ikili nerede?!" dedi endişeli bir sesle. "Allah kahretsin!" dedi Yıldız ve elini alnına koydu. "İçerideler midir ki hâlâ?"
"Bilemiyorum. Çıkmış da olabilirler, çıkmamış da." dedim düşünceli bir sesle.
O sırada Polat, söze girdi. "Bakın, o dördünün nerede olduğu belli değil. Bu şartlarda bir plan yapmamız epey zor. Şimdilik, fazla göze batmayalım." dedi akıllıca. Üçümüz de aynı anda "Tamam." dedik Polat'ın söylediklerini onaylayarak. Tam o sırada ders zilinin çaldığını duyduk. "Dikkatli olun, şüpheli hareketler yapmayın." dedi Polat, son bir uyarıda bulunarak. "En başta sen dikkatli ol, bu tiple ilk sen şüpheli olursun." dedi Ege ve güldü. Sonra, sağ kolunu Polat'ın omzuna attı. Bunun üzerine Polat da hafifçe gülümsedi."Ha ha, gül gül öldüm cidden."
O sırada Yıldızla göz göze geldik ve gülümsedik. Yıldız kolunu koluma taktı. "Pekâlâ!" dedi mutlu bir sesle. "Dersimiz matematik!"
O gülünce benim de gülesim gelmişti. İstemsizce tebessüm ettim. "Matematik dersini eğer bu kadar çok seviyorsan, hemen sınıfa gidelim. Geç kalmak istemezsin sanırım."
"Asla!" dedi uzatarak ve güldü. Adımlarımızı hızlandırırken hâlâ gülüşüp konuşuyorduk. Kısa bir süre sonra Polat ve Ege'ye yetiştik ve sınıf kapısından içeriye girdik. O sırada gördüğüm şey ile birdenbire gözlerim büyüdü ve yutkundum...
(Yeni bir hikâye yazmaya başladım. Burada da bölüm paylaşmayı düşünüyorum. İsteyenler okuyabilir. İyi okumalarrr~)
©shookookie