O

6 Şubat

Çırılçıplak dolaşırken etrafta anılar,
Ölen bir şeyler tekrar dirilir içimizde.
Tozlu plaklar arasında bir şarkı,
Sararmış sayfalarında kurutulmuş,
Unutulmuş bir açelya,
Bir resim,
Bir mendil,
Bazen de bir tarih hatırlatır bize geçmişi,
Tıpkı 6 Şubat gibi.
Uykuya dalmış duyguların, yatağında yarı uykulu bir gözle geçmişe dalarız.
Bir rüzgar gibi geçen zamanın,
Bir daha geri dönmeyeceğini anlarız.
Öyleyse bütün bu şeylere neden hep ağlarız?
Ömrümüzün en güzel yıllarını boş yere harcarız.
Dünyada satın alınamaz şeylerin sağlık ve zaman olduğunu,
Neden hep geç olunca anlarız?
Hep başka yerlerde sanırız mutluluğu.
Oysa bir nefes kadar yakın bize mutluluk.
Düşüncesizce belkide çocukça davranırız en zor günlerimizde.
Bize uzatılacak bir kol, bir el ararız.
Oysa ayakta durmak için kendi ayaklarımızın yere basmasını denemeden yaşarız.
Boş boş geçer vakitler.
Artık hayatımızı yaşamak çok uzaktır bize,
Ölmekse çok yakın.
Durup düşünmeden harcarız zamanı.
Ve birgün tükenince zaman, anlarız,
Saniyelerin bile ne kadar değerli olduğunu.
Eğer yaşlanmayacağız sanırsak, inanın aldanırız.
Eğer ölmek aklımızdan bile geçmiyorsa, kendi kendimizi aldatırız.
Çünkü o ölüm kefenini er geç herkes giyecektir birgün.
Unutuyoruz zamanı,
Kendi kendimizi uyutuyoruz.
Hep yarına bırakarak düşlerimizi,
Bugünün, dünlerin yarını olduğunu unutuyoruz.
Avutuyoruz kendimizi yalanlarla.
Oysa yaş elliye geldimi anlıyoruz,
Zamana yalan söylenmeyeceğini.
Elli yıl önce bugün doğmuşum.
Tıpkı sizin gibi zaman geçmez diyordum.
Oysa zaman da bitiyormuş, bunu bugün anlıyorum.
Mutluluğun uzaklarda olduğunu sanırız.
Bir rüzgar gibi geçen zamanın,
Bir daha dönmeyeceğini, yaş elli oldumu anlarız...
©oyku.gunes