Mekanik çağın buz devrinde sıcaklıktan kavrulurken
ıssız bir odada dizeleri emen bir gürültüdür
ağlamak.
Çekip susuzluğun her merhalesini,
yüzünde çağlayanlar taşımaktır.
İnerken gökkuşağı yerlere,
renk cümbüşünden siyahı tutmaktır.
Ağlamak...
Bütün gölgelerden bir ışık çıkarır.
Boşaltır içini keder yüklü raflara.
Elemini, ruhunu çekip gırtlağa;
isini akıtır, pembe pancurlara.
Ağlamak yaa...
Her ziyaretinde bir gece yaslanır duvarlara.
Bir hüzünlü ninni yankılanır göz pınarlarında,
salına salına düşer okyanuslara.
Bir muhittir kendisi ismini kaybetmiş.
Gitmekte hatadır, adını bulmakta.
Ağlamak bazen...
Bir parça ümide kendini satmaktır...
©sedat33
S