A

Agora

Arş-ı âlâ dedi
ve yeşil bir akarsuyu andıran
damardan görünmeyen ellerini
yukarıya doğru salladı kanaviçe işler gibi
dünyanın süsüdür şu sema 
-arşınlayarak yine elleriyle yeri-
Dedi; şu evren ki bölündü üçe beşe
içindeki kötülüğü bir masaya devirenler
günah dürtüsüyle masayı devirenler
doğru yanlış bildirgesini içine devredenler
ve çocuklar olarak ayrıldı
insanoğlu tepişti ve otlar ezildi
biri çıkıp silmeye kalktı tenine batan güneşi 
diğeri gözleri yansa da görmeye çalıştı süzülen şu turuncu gül demetini
ben gülü koparıp dikenlerine şiir yazdım
başım yamuk, alnımda yıldız haritam
agoradan sağa sapanlara nutuk attım
“burada yaşanır aşkların en madarası
ve en şahanesi
burada saçların her teline bir galon içilir”
benim mermim savaş yanlısı göğsüne karışır 
Hangi felçli köşeden vursam işaret parmağım 
gençliğini dayadığın tabutu gösterir
şehir kusar sen içer sızarsın
tevellüt yetmiş doksanda babasını kesen 
gaziosmanpaşalı ismet bile ağlar
sen dersin ki 
ey felek sen benim gönül yaramsın
şimdi mor sümbüller topluyorum beşe ayrılan dünyadan
agoradakilere diyorum 
daha kuvvetlice, belki de bağırıyorum:
“yarasın!”
kimse endişe etmesin hâlen sevgi var 
siz susun burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası.
©argadini