Takâtim kalmadı yıllarıma
Sürüklenmiş bir mezara uzanmış gibiyim
Kar yağıyor sıcağıyla toprağın
Ellerimden dikenler yükselirken
Göğsümden bir çiçek düşerken
İzlendi kıyım kıyım yılgınlıklarım
Sormasam da hangi kapıyı çalacağımı
Meczupluk siner bir garip bendime
Ben bir fakirim Ahi evrandan Bağdat'a
Kavrulurken hârında değildim saman alevi
Aştı belki de sevgisizliklere gebe kıtlıklar
Yolum yönüm ne caddem ne sokağım var
Gel desen de bilmeden yürüdüğüm kırlar çöl
Gece olmadan gören göz kör
Bastonun başında beyaz bir sarık
Ah minel aşk
Taş taş kaldırsamda akrep duvarları
Boğulmuş bir göl şehzadesiyim
Yazmaz sayılar üçe beş atarken
Ne beni ne sana olan pervazımı
Pervane olmuşken bir haftalık ömürler
Ağırlığı kırgın masallar rüyasındasın
İnat etme ne olur haddim değilken açıklık
Gezerim hayal noktalarından geçer kılık kılık
İnsan değil toprak misali can veren suya
cam yansımaları
Ya bu satırları dahi varamazken yola değil
yolcuya isabet
Kovalamaca katrane kokulu kazalar
Sekiz senenin semereli sırra sadık seyyahı
Bilirim ufak ufak dökülürken ter damlaları
Eş değer değildi göz incilerinin süzülüşü
Sen kanat ol ben ülkesi yükselişinin
Hani o şatolarla değil de doktor kapılı saygın çocuklarla
Kan çanağı örmüşken hayat bana bu ağı
Sessizliğim sesime baskın yutkuntulu zehirlenmeler
Ah minel aşk
Annem oluyordu babam kokan yelkovan tarlalar
Sonra işte büyük bir don kopuyor
Ucundan ve köküne işlercesine işkenceler
Hayat bu sen daha iyi bilirsin
Saklama beni bu ıssızlığa
Yoksa işsizim tenhalarda kalabalık beyin patlamalarımda
Yakarsan sen tutuşturursun değil mi
Ocak aylarından öç alırcasına kutlamalarla
Haddim değil bilirim
Ya benim korkum
Ya benim sevdam.
©cahitçe
C