G

Akıl Olmuş Fırat

Akıl olmuş fırat,
Akıp gidiyor derin vadilerde.
Umulmadık yerlerde kesiliyor yol.
Perçinleniyor, eziliyor hür ifade.
Bakır dudaklar emiyor kanlarını insancıklarımızın.
Uğursuzluklar garip bir gülümseyişin ardında.
Yargıçlar, valilerin sorgulamasında,
Kimse görmüyor karanlık gökteki katlanmış battaniyeleri.
Bir gölün ortasında, iki yanından binlerce kanatlı kelebekler uçtu.
Çalı üstlerinde pamuk lifleri birikmiş,
Etrafı gül bahçesi olmasına rağmen.
Bütün cevapları çalıyor bekçiler,
Acılarını açıkça anlaşılmayacak parlatmalarla gizliyor barakadaki çoban.
Mesai saatleri başlıyor maaşsız bedevilerin.
Uygun adım pusulasız yürümeye başlıyorlar.
Serbest kelamlar arasında geceyi adımlıyorlar.
Kumların üstünden yürürken dibe batmanın nasıl bir mucize olduğunu öğreniyorlar.
Bir nehir geçiyor yolun ortasından.
Kırmızılaşmış, al rengiyle doyuruyor kumları.
Mesai bitimine on kala,
Vali kırıyor kalemini Fırat`ın.
Yargıç çocukluğunda söylenen sözleri hatırlıyor.
“görmek ile bakmak, iki büyük, iki farklı kelimedir.”
Gümüş rengi gözler renksiz damlalar türetiyor,
Yanaklar yanma hissinin ilk aşamasında kızarıyor.
Elinin tersiyle kırmızı yakalı, cepsiz cübbesi ile siliyor yanağını.
Rengi atıyor cübbenin, beyaza yollanıyor.
Ve bir çocuğun ağlayışları duyuluyor dağın tepesinden.
Ve bir çocuk ağlıyor.
Ve her zaman olduğu gibi ağlanıyor, olmuşlara...

Ethem GÖKMEN