A

Anlatayım Ama Siz Beni Anlamayın

Size ben ceylan aslanı avladı ardından parçaladı diyorsam
Ateşler içinde kalan bir ormandan bahsediyorumdur
Anlayın.
Bu güzelliği dinlenip dinlenip izleyenler
Bırakmaz kendini rüzgarın aksine.
Elleri ceplerinde
İçleri çürümüş bir çekirdek kadar boş
Onlara, olanlara bakmayın.
Sağda en fazla da solda biraz parçası kaldı eski avcının diş değilmedik.
Böyle dillenecekti elde ve alemde sonradan
Ben size gece dersem, yuttuğunu bir lokmayla güneşi onun
Çekildiğini anlayın çarçabuk sofradan.
Durduk yere sustuğundan bahsediyorsam mavi topacın
Öyle sıkı ayrılmışımdır ki sesinden ve kelimelerinden
Günün durmaksızın uzayan kollarından
Kesildikçe tekrar tekrar biten kuyruğundan
Etle kemik öyle zorla ayrılmamıştır hiçbir zaman.
Ben size dizlerime yaslamamışken başınızı
Omzuma uzak bir şehrin eskiyen yanını yeni bir dille anlatıyorsam
Diretiyorsam sur ve kalelerin önünde
Alnında parlayan terlere rağmen işçilere biraz aşla
Koca bir sandık haksızlıkla
Karaltısından nasıl da çok korktuğumu anlayın.
Topacın iğnesinde yalpalayan sözlerle sonra
Kenarda unutulan bir ağacın dallarına tutturuyorsam kumaşı
Bir türkü tutturuyorsam aşısı tutmamış ilaca
Yanıma yatacakken aniden vurun siz de gerçeği
Yarılacak raddede bir atın koşan bacaklarına.
Aldırmayın.
Varımı yolumu çakabilirim yumuşak yüzlü sert satıhlara
Ben size:-Durun! Artık beni sallamayın dersem
Ateşler içinde yeşermiş ormanların
Size son sözlerini anlatıyorumdur avdan geriye kalan
Sofraların toplanıp giderken açıkta bıraktığı yarayla.
Ne olur beni anlamayın.
İzleyin yalnız...
Ceylanların gözünden kemirilmiş kemikleri
Almayın.