Havası temiz suyu, buz gibi annemin köyü.
Dağlardan gelen köyünde sakin akar çayların.
Zirvesinde daima kar olan cennet sarayı.
Kışında kızardığım, yazında bunalmışım.
Oynarken yağmurda çamura bulaşan üstümle koşarak geldiğim annemin köyü.
Mutlu geçmiş, huzur cennetim annemin köyü.
Dostlar kazanmışımlığım şimdi ayrı kollarda.
Mutlu eğlencenin arkasınca koşan bulutlar gibi.
Ben yazdıkca mazileri hatırlatıyor akıllarda.
Bir zamanlar çocukluğumu yansıyan eski özlemim.
Camdan düşen su damlaları masumluğu iletti.
Yağmurdan sonra canlanan kelebekler papatyaların üstüne konar.
Arılar bal düşkünü ayı bundan habersiz.
Aşk şefkatini koklayan yasemenler sevgi arayışında.
Yaşam zencirinin besin kaynağı annemin köyü.
Örümcek toru duvarları kapalı, eskiden manzaralıydı al-elvan cennet kapıları.
Dedemin mezarı çiçeklerle bürümüş.
Eskisinden hiç gülüşü solmamış.
Ağlayarak sakinleştiğim buluşma yerimiz.
Farkına vardığım aşkla başlayan yazılar.
Şah esere dönüştü tatmin eden kitaplar.
Baharı özleyip sonbahara kavuşmak vardı.
Kışı biriken kar kalınlıkları, yazı beklemeksizin erimezdi annemin köyünde.
Muradına imzalanmış aşk masası kurulacaktı laleler çimeninde.
Bu aşk masalını birlikte okuyacaktık annemin köyünde.
Mavi gözlerine hasret sararan kırmızıgüller.
Bir daha açacakmı bir bakmayı özleten hayeller?.
Yaşamışlığım var gonca teninde okyanüsleri dalgalandıran.
Martı tek uçarmışım evinin bahçesinde, seni görmeden annemin köyünde.
Baş-başa huzuru yakalayacağımız sarışın saçların var okşamaksızın kalbimizin derinliklerinde.
Yine yaşamayı özetlermiş bizlere annemin köyü.
©gönülyazar
E