kaldırımda, evinin önünde
gökyüzünde ve
ayak tabanına kum tanesi düştüğünde
bu yaranın adı tam dokuz yıl..
bu sahilde her şey küçük bir sahte
ve kardeş tadında tüm gülümsemeler
kürek, hatta takım yıldızı barakası gibi
eşsiz, tatsız tam dokuz yıl.
bu çatının altındaki
emanetçi kız benim
büyük saatlerden beri
kuşağımda yük bohçasıyla geziyorum
bir köşeden bir köşeye
dışarılar ıslak
ve bu yağmurun topraklara secdesinden kasırgada sessizlik kalmış
çünkü kapı açık
kapının eşiğinde Karl popper
biz ise kadrajda sıkıştepiş
ve koltuk altlarımız ıslak
pardösümün yakası küflü bir coffin
biz bu leş kokuların penceresinde
çırpınan tüysüz sivrisinek..
geldi, o geldi, vakit geldi..
hele ki şimdi susmayagöreyim
hele ki dert başa vurdu mu ölmeyeyim
kadınca savaşayım bu dünya için
ve dünyada gün yüzü görmeyeyim.
hâlihazırda bu çeşmede şırıl şırıl ateş var
mezarlıktaki tepeciklerse bir dünya
ve ayaklarımın altı kocaman ölüm
evet korkum küçücük ölüm..
sebepten
gözlerimi dayadım göğsüne
ve içe içe kandım soluğuna
yaşamlardan yaşam beğen deyince
ikirciği saldım evine
neden bocalıyorum
bu bahçenin boşluğunda
neden boğuyor hâki sisler bedenimi
bir sancı var
sanki yeniden doğuruyor annem beni.
gün içinde kayboluyor dudağımdaki uçuk ağaçtaki çakıldak yol oluyar sana
tabii hem de uzunca
nerede ismini görsem orayı seçiyorum
ben bilirim ki kıvrılan saçların sözünün eridir
gözlerin bu kovanın balıdır
kabahatten ağır
cinayetten hafif bir suç misali..
©aspidistra
A