Ş

AŞK

Bir garip akşamüstüdür vakit.
Şu garip dediğim vakitte sürekli tekrar ettiğim acılarımı  tekrar koymuşum mürekkebimin en koyusuna.
En dibine varmışım karanlık bir kuyunun.
Bu derinliği hesaplamaya kalkışsam bütün rakamlar sonsuz bir kavgaya tutuşur.Belki de ağlayışımla kıyaslasam döktüğüm  kadar dökemediğim gözyaşlarımla eş değer gibiydi.
İmkansızlık hükmünü edinmişti, apansız duygularıma karışmıştı aşk denilen ve bilgisi bulunmayan şey..
Kimini perilere,kimini kaf dağının ardına, beni de sonu olmayan bir uçurumun kıyısına atmıştı.
Bu şey, gözleri olduğu halde âmâ olmayı öğretmişti insana.
Her çağın ortak yanı ve yangınıydı.
İnsanoğlunun en acımasız imtihanıydı.Kimi bu yüzden tanrıya sitem, kimi  de dua ederdi.
Bazen yolda yürüdüğünüzde karşınıza çıkan bir yabancıya derdinizi anlatacak kadar muhtaç bırakırdı sizi.
İçtiğiniz çayın ya ilk ya son ya da her yudumunda aklınıza bir çift göz getirirdi.
Bazen de bir enstrüman öğrenmek istediğinizde,Öğrenmeye başladığınız tüm notalarda olurdu..
Çoğu zaman gece gösterirdi varlığını.İçten içe ağlatır ve gözyaşlarınızı silemeyecek kadar halsiz bırakırdı.
Yazmak için kaleme tutunduğunuzda bütün kelimeler korkarak kaçardı ondan.Tıpkı bir çocuğun yabancısı olduğu birinden kaçmaya çalıştığı gibi.
O, tek pencereli odanızın korkuluğunda duran en eski pas ve içeriye davetsizce sızan ışığın en solgun haliydi..
O, öyle birşeydi  ki hem anlatılamaz hem de yaşanamazdı..
       
                               (ŞEYMANUR DAĞ)
©ş.dağ