H

AŞK VE KONSTANTİNİYYE

(Naat'ın ve Kahramanlığın birleştiği yer)
Sabah rüzgarları esiyor,
Sevinç ve mutluluk içinde.
Güller yeniden açıyor,
Kırmızı kıyafetleri ile.
Bülbüller yine şarkı söylüyor,
Dallarda huzurlu bir biçimde.
İnsanlar coşku ile karşılıyor,
Yapamadıkları birşeyi yaptıkları için onları.
Mutluluk ve coşku yükseliyor,
Zeminden asumana kadar.
Gönüllerde bir ses,
Akıllarda bir kararlılık,
Ellerde bir gayret huzurlara çıkıyor.
Öyle bir gayret ki yüreklere sığamaz,
Öyle bir çabadır ki her insan yapamaz,
Ve öyle bir azimdir ki bazı övgülere nail eder.
Ya Nâs! Onlardı bir imkansızı başarabilenler,
Onlardı zamana isimlerini duyurabilenler,
Ve onlardı tarihten sıkça bahsedilip bir övgüye nail olanlar.
Sabahın rüzgarları esiyor,
Güller açıyor,
Bülbüller şarkı söylüyordu bir yandan ama,
Ortalık bir mey gibi ahmer ahmer kan içindeydi.
Katre katre akan kanlar derya oluşturuyordu âdeta.
İnsanlarda bir umutsuzluk baş göstermişse de,
Bağımlılık ve kararlılık her insanın vicdanında vardı.
Aşk duvarları gibi sağlamdı o kale duvarları,
Yıkılmaz ve sarsılmaz idi.
Kaç kez top atışları yapıldı,
Kaç kez mücahidler dayandı surlara, kapılara,
Yüreklerde ki o aşk acısı varya,
Hiç bitmez bir yaradır insan ciğerinde, yüreğinde, gönlünde.
Kaç kez can verdiler, kaç kişi canlarına mâl oldu ama,
Yinede yollardan sapmadılar,
Umutsuz umutsuz feragat etmediler,
En önemlisi nefislerine yenik düşmediler.
Çünkü hepsinde bir kararlılık ve tutumluluk vardı.
Çünkü hepsi o Resul için canlarını vermeye hazırlardı.
O zamanın bir nebisi yoktu belki ama,
Gönüllerinde idi o sevgili Resul.
Her insanda bulunması gereken bir aşktır o.
Zirveye çıkacaksa da bir İsa,
Toprakta ki bir cana, sevgiliye, Resul'e tabiidir o.
Ashabına hep hadisler nakşeder idi.
Dilden dile dolaştı hadisleri, sözleri,
Birbirinden anlamlı, güzel ve nasihat içerici idi o hadisler.
Fakat içlerinden bir hadis vardı ki, bir övgü vardı ki,
Tüm insanları, müslümanları bir toprağa yöneltti.
Ama öyle bir topraktır ki, dârdır ki, gözlerden kaçınamaz asla.
İki bahr arasında bir gevher idi zira,
Öyle bir gevher ki bir acem diyarına paha biçilemez idi.
Gelmişse de surlar önüne binlerce İslam mücahidi,
Fethe nail olamadı.
Hüzünleri ile kahroluyorlardı,
Be-nâkâm ile feryat ediyorlardı bülbüller gibi.
Fakat dünyanın perdesi henüz kapanmamıştı,
Henüz daha büyük sultanlar gelmemişti.
Hayat devam ediyor, ve o eşsiz manzaraya şahit oluyorduk.
Rumlar idi Rum'u müdafaa edenler,
Bir haç için, bir mal için, bir toprak için harbe girenler,
Fırsatlar kol geziyordu tabii o boş zamanlar,
Sünnilerin Şiiler ile mücadele ettiği vakitler.
Lâkin zamanın aslanları onların bize diş geçirmesine engeldi,
Fakat söz konusu bir gaza ve bir hadise nail olmaktı.
Harun Reşid gibileri geldi ve geçti,
Ebu Eyyub gibileri şehid düştüler,
İslâmbol önlerinde.
Zaman acımasız olsa da,
Dünya gelip geçiciydi.
Ne güzler geldi bu dünya bahçesine,
Ne baharlar geldi bu dünya zamanına.
Yapraklar dökülüyor,
Devletler birbirlerini yıkıyor,
Yeni yeni medeniyetler kuruluyordu.
Hem de öyle medeniyetler ki,
Birbirlerinden kat ve kat daha güçlü,
Ve imanlı göğüslerden oluşuyordu.
Bir çınar yükseliyordu fidan durumunda iken,
Öyle hızlı büyümüştü ki, korku salıyordu meşelere.
Öyle kuvvetliydi ki gücünü imandan alıyordu.
Öyle bir çınardı işte o.
Çamlardan, meşelerden, türlü türlü ağaçlardan zirvedeydi.
Her bir yaprağı kendisi için canını verirdi,
Taa Niğbolu'ya, Varna'ya, Ankara'ya kadar uzanmıştı
O yaprakları.
Her birinde bir şehadet düşkünü gözler önüne seriliyordu.
Hepsi şehadet şerbetini arzuluyorlardı,
Hepsi bir Cennet'e talipti,
En önemlisi hepsi de Resul'ün övgüsüne nail olmak istiyordu.
Sabahlar geliyor, geceler gidiyor,
Mâhlar geliyor, âfitablar gidiyor,
Seneler birbirini kovalıyor,
Yıllar birbirini buluyor,
Zamanlar hızla gelip geçiyordu.
Yine bir umut ışığı gözleri kamaştırıyordu,
Yine insanlarda bir ses bir seda yükseliyordu,
Sabahın ilk ışıklarında "Allah, Allah!" Diyen Müslümanlar,
Etrafı iniltiyor, zamana parlaklığını arttırıyor,
İnsanlarda bir umut gözler önüne geliyordu.
Aşk yarası ile kavrulan o imanlı göğüsler,
Surlar önüne geliyor,
Yansa da bedenleri o rum ateşleri ile,
İçindeki o ateş daha kavurucu olduğundan hissedilemiyordu.
Dedik ya o duvarlar bir aşk duvarları gibi sağlamdı,
Nasıl ki bir aşk duvarını yıkabilmek için bir ağyar gerekiyorsa,
O sağlam duvarları yıkabilmek için bir Fatih gerekiyormuş.
Şarabı içip de baş ağrısı çeken sarhoşlar gibi,
Taat edip, şehid olmak arzusu ile yollara revan olmuşlardı.
Gönüllerinde ki o aşk acısı nihayete ermese de,
O aşkın dile getirdiği bir övgüyü tamamlayacak gibilerdi.
Yıldırımlar geldi, dehşet saçtı eskiden o surlara,
Muradlar geldi, gönüllerde ki sesler ile duvarlara.
Fakat o dehşetler, o sesler orayı fethedemedi.
Şimdi yeniden geliyorlardı o kapıları kırmak için,
Duvarları yıkmak için,
Resul'ün övgüsüne mazhar olmak için.
Ne canlar kaybedildi, ne çocuklar öksüz kaldı.
Şahilerden çıkan büsbüyük toplar,
Duvarlara hasar vererek dehşet saçıyordu meydanda.
Karadan gelen bir donanma iniyordu Haliç sahasına,
Bunları gören kâfir toplulukları ümitlerini yitiriyorlardı.
Bir aşığın sevgilinin okları ile darmadağın olduğu gibi,
Müslümanlar da ok yağmuruna tutulup dağılıyorlardı.
Surları aşıp da sancaklarını diken Ulubatlı Hasanlar,
Oklarlardan mütevellit canlarını feda ediyorlardı.
Sancakları gören dağılmış neferler,
Hep bir ağızdan "Allah, Allah!" Diye haykırıyorlar,
Daha sert hücuma geçiyorlardı.
Yüreklerinde kavrulan aşk herşeyi yaptırıyor,
Akıllarında ki kararlılık ve azimlilik,
Her insanı divâne yapıyordu.
Mecnundan öte bu neferler,
Daha fazla aşıklık istidadı ile,
Canlarını feda ediyorlardı zira.
Surlardan içeri giren mücahidler coşku ve sevince kavuştu,
Toprağı eline alan müslümanlar Allah'a şükrediyordu.
Bu manzaraları kitaplarına kaydedenler, bugün o günleri
Hatırlatıyordu.
Peygamberin övgüsüne mazhar olan sultan, Sultan Fatih idi,
Resul'ün övgüsüne nail olan ordu, Osmanlı Ordusu idi.
Uzunca coşkuyu, sevinci, aşkı hatıra getiren Hüsrev,
Tarihte ki o anı, zamanı unutturmamış idi.
Aşkı ve fethi şiirler ile gözler önüne getiren Hüsrev,
Yanmak da olan gönlü insanlara hatırlatmış idi.
Ferhat Sinan SANDAL
29.05.2023
29 Mayıs 1453 Anısına...
Fatih Sultan Mehmed Han ve Diğer Tüm Osmanlı Askerlerinin Ruhları Şâd Olsun...
©hüsrev