A

asla beni hatırla müzeyyen

ah be müzeyyen
kapında ki kedi kadar masumdum
ızdırabım aşka düşmüşse suçlusu kadermi yoksa beni sana getiren
yokluğuna suspus olmuş cigaram mı bilmiyorum
pamuklara sarmalamıştım hüznümü halbu ki
ama boş vakitlerin zamanını çalarcasına
neşeli hüsün kokan bahçelerde kokan papatyalar gibi
ama müzeyyen
üşüyor artık bahçemde ki salıncak
üşüyor göz pınarlarım
üşüyor yastığımın sol yanı
üşüyor müzeyyen üşüyor
kaçıyorum ama bir türlü hep yakalanıyorum
yakalandıkca kaçıyorum
hor görüyor geceler beni
sanığın tutsağı gibi saydam bir sıfata kapatıyorlar rüyalarım da
sırf avuçlarım nefesine dokunmak için kaç bahar eskidi haberin bile yok habersiz köyün delisiyim bilemiyorum
sanki tenha pazarların sırdaşlığını yaptım nedir böyle arkadaş
tıka basa ağladım
tıka basa sustum sessizliğe avazım çıktığı kadar sustum
bir gün gelebilme ihtimalini sevsem de
tabiri caiz köşe başların da aradım mutluluğu
dalgalanan saçlarına yenik düşme mutluluğuna ihtimal sığdırarak bekledim
bekledim
bekledim
geceler
gündüzler
aylar
yıllar
sanki gece gündüz iklim değiştirdi
ve bekledim
sonu olmayan apansız bir bekleyişdi benimkisi
sözcükler koşuyordu ama
sanki nefesim sözcüklerime yenik düşmemek için onları yakalama arzusu dolu bir sevinç ile bir hengame ile yoruluyordu
müzeyyen şimdi tavanların arasına kadar durgunum
suskunum
küskünüm demlemediğin çaya
küskünüm patika boyların da arzuladığım kokunu bana haram kıldığına
küskünüm gecelerim de uyutmadığın gündüzlerime gelmediğin günlere
ama suspusum müzeyyen
sadece suspus
yolda yürürken
radyo da bir şarkı çalarken
veya çay içerken
bir çıt sesin de beni hatırla
hatırla ki
duvarlarım da kalan son dokunuşlarını hatırla
hatırla ki ömrüm ömrümne ömürlük olsun kelamlarını hatırla
bağlamamın tezenesini hatırla
durmak bilmeyen koşmakla tükenmeyen nefesimi hatırla
hatırla müzeyyen
hatırla
beni asla hatırla müzeyyen
asla hatırla
asla....
©akifinsesi