A

Ateşe Çağrılmak

Kimin nârından derlediği belli olmayan bir tutam zamandı onun elleriyle hazırlayıp gümüş tepsilerde soframıza sunduğu.
Harâretli bir hastalık diyorlardı buna eskiler.
İçinde yaşayan ölülerin gözlerini açmaya yeltendikleri tarihlerde
sıcak aştı onun varlığı,eksikliği en az açlık gibi eski bir tarif ve hep hissedilebilir bir harfle.
Dilimiz yandı diye en olası yerinden,
tedbiri hiç eline almamış yüreğimiz,
haricinde kalan tüm ihtimallerin saltanatına kurularak
kırılır ya da koparılabilir mi sandınız vazosunda hazır olda unutulan harp çiçeklerimiz?
Görünür ya da görünmez,
keşfi imkana dahil ve yahut halen bilinemez silahlarla,
yakın çağ zulmünün ilk çağ barbarlığına okkalı bir dersle girizgâhında,
delik deşik olduğu vakitlerde içimiz,
yıkıldığında bir şey uğruna inancımız ,
Onları tutup bize yönelten soylu eli,
sevmekten sanır mısınız ki vazgeçeceğiz.
'Zaten her daim işte böyle kan revandı' ile başlayacak bizim de kör kalası lâl olası masallarımız
Buz çiçekleriyle örtülü bir damla suyun içinde rengi gayet alımlı balıklarla yarışırken siz,
büyülenmiş bir halle gözlerimizi ayırmadan
sihri üstünde tüten bir sessizlikle
çatlayan yüzümüzle karşılıklı mum olup bakışacağız biz.
Ateşe çağıracaklar yeniden bir kibriti;
mumu terkinden sonra bir işaret fişeği gibi gökyüzünde
asılı bıraktığı kızıl ize.
Ne yana dönsek,
o yöne düşecek onun gölgesine vurulan yollar,
Kuytu bir ormana
İçinde akla hayale sığmayan her cinsten yaratılmışlarla dolup taşmış,
ikâmete zorla çağrılan bir kalabalığa,
Alnımızın çatında açılan çukurların karanlığı
ondan nasibini almış olarak,
durmaksızın takılacağız her gece uzaklaştıkça titreyen yıldızlara.
Ve en kolay siz şahit olduğunuzda çarparak paramparça olacak aynalarımız,
bir yalanın asla kırılamaz duvarlarına sessizce dayandığımızda.