Tarih kitaplarında yer tutması ihtimale aykırı bir tarih aralığında yaşadık biz.
Kelimelerimizin küllerinde okunan bir yazgıyı henüz siliyordu kalem.
Gözlerimize nasıl yazık oldu bilsen o gece.
Yıldızların kaderli işlemesine hangi yüzle bakarız bir daha?
Mahçupluğumuzun başını yerden nasıl kaldırmalıyız?
Dahası var:
Dileğimi ben hangi ağacın dalına assam;
Sulhe sevdalı zeytin,ömre bereket çınar,
kapımızın önünden sürüyerek götürdükleri küf kokulu çam düşlü kırık eşyalar,
Akşam inen karanlıkta bir hatıranın üstüne gelir kurulur,
Kaldırıma yaslı kambur sırtlarını gelecekten kaygıları olmadan tuzak kuranlar,
beni suçlayıp seni alır ve olası bir yenilgi süsüne mahal vererek sessizce götürürlerdi kaf dağının ardına.
Burası ordan dünya gözüyle görülmez bilirsin,
Bilirsin yedi düvel de gölgemin ardındaki beni gözler.
Yalan değil şimdi, inkar etsek günaha batar boğuluruz.
Peki korkmalı mıyız bu ahvalden?
Hayır!
Avcun öpsün dudaklarımdan.
Ve gecenin şerri üzerine olsun ayrılık saatlerinde sevinen mahlukatın.
🌙
©ali_
A