H

Babam!

Hey gidi günler...
Küçükpazar, Eminönü,
Yeni Ankara Oteli,
Konya Bozkır Kıraathanesi,
Sahibi Murat Bey Amca ve Ben...
Âh canım Babam!
Seni yâd etmek istedim,
İşaret parmağımı upuzun uzatarak,
Bir çay işaret edip,
İşportacıların tatlı Muhabbetlerine kulak kesilip,
Aklımda, neler neler hayal edip,
Daldım ki ne daldım,
Ve ne güzel hikayeler buldum,
Çoktu söylenesi şeyler, sustum...
Mazide başrol verdiklerim,
Galata Köprüsü, balık-ekmek,
Mısır çarşısı ve Tahtakale,
Derken geldi aklıma; Kasımpaşa,
Âh baba yurdu Kasımpaşa,
Mercan Yokuşu, Vefa...
Unkapanı ve Süleymaniye.
Sâhî Marksizm'i tartışıp durduğumuz,
Avni Amca vardı bir de,
Milli Görüş deyiverirdi,
Kızardı önce lakin,
Emperyalist değilsin der,
Okşardı başımı sonra,
Roman'ları meşhurdu buraların,
Suriye'lileri şimdi.
Sen de Roman Havası hakimdi,
Bende Arap mezdekesi sanki...
Ne nağmeleri vardı ki hayatın,
Bir türküyle başlıyorken dansımız,
Diğeriyle bitiyordu.
O gün bugündür ne değişti, ne aynı,
Sen yoksun doğrusu,
ve sensiz buradayım,
Gülüşlerimiz pek değişti,
Hüzünlerimiz hâlâ aynı...
Baba...
Şimdi oturuyor olaydım karşında,
Bir çay ısmarlayaydın bana...
Sen görüşürüz sonra diyeydin kahveciye,
Göz ucuyla, uzun kirpiklerinin arasından kısık kısık bakıp,
Ben haraca kesiyorsun İstanbul'u sanaydım.
...
Eskiden bu semt'in mağrur fakiri derdim sana,
bakıp bakıp kehribarlarına,
Şimdi hatırlıyorum;
Parmağımda ki kehribar kırmızı akik yüzüğe bakıp,
Halime hüzünleniyorum,
Ve şimdi anlıyorum;
Dünya'nın en fakiri olduğumu,
Yoksun... Hiçbir yoksunluk,
Değil yoksunluğun gibi,
Bilemedik, ne hazin , ne fena...
Yokmuş bu Cihan'da elbet,
Bir oğula, babadan büyük Leyla.
©hasanyusuf