Tarihi halen duvardan sarkan birgün,
senin için,
daha evvel hiç kimseye bakmamış,
bir kalbi değilesi en ince yerinden bir defa olsun kazara nazarla delip geçmemiş,
Sırla, kaplandığı aynayla,
gidebildiğince yakın
kalabildiğince uzak,
kokusuz,
gölgesiz,
bi yazgıya çalınmamış haliyle yalın ve boyasız,
günü belli aralıklara böldüğünde güneşin kızıl bıçağı,
ardına kadar açık duran kapılardan geçilip çalınamaz,
mahareti merhamete gebe
ve bilinmek kuyusunun mahremiyetiyle hiç yıkanmamış kelimeler yazacağım.
Ayrık otlarının akrepsi kıskacından,
sarmaşığın aşkla sarıldığı yer ve andan,
düşlenirken düşülesi en derin yardan
yaratılışı nasıl da narin,
zehrini sadece zarifliğinin şifasında saklayabilen tezattan,
Senin için uykusunun yaşamını uzattığını sandığı bir saatte
sağ yanımdan hep sağına yaslanır bir çiçeği ellerimi hiç dokunmadan uyandıracağım.
Kökleşmiş binlerce tırnağını söker gibi taze ve pürüzsüz derisinden adakların,
sayılamazlığı ancak söz vermiş olduklarını hatırlayınca inanacaklara Allah'ı kanıtlar yıldızları derleyip gözlerine sürmek için,
aydınlığı kendi kesesinde doyuran karanlığın kutsal bağrından
Aklımda habire artan yokluğunun boynuma indireceği bir darbeyle kıpırdanarak katılaşmışlığı su sızdırır ruhumla,
çıplak ayaklarımla her gece
yolunun üstündeki mayınları toplamaya çıkacağım
yedi katlı yetmiş ahlı ölüm başlı mezar odalarımdan.
İsterse yedi gök yedi cedle bir olup karşı bahçeden müsade almadan gitsin.
Ben ulak ve kanatlara konak olanlarını kayırıp incecik ve adaleti sağlayamayacak bir hesapla
dikenli ve kapıya dikilen muhafız, boşluğunu yitirmiş telleri parçalayacağım ellerimle,
kimin olduğuna, kim olduğuna bakmaksızın senin için;
ayrılığı kavuşturacağım bizzat kendi yurduyla .
Bağışla kendini ayrılık...
©muhali_z
A