O benimleyken hiç
konuşmazdı, geç bakar az
yazardı. Benden sonrakine
ise cenneti yaşattı.
Benimleyken aşkı öğrendi,
öğrendiklerini ise
başkalarına gösterdi.
Ben onunlayken çok
heyecanlıydım, çok yazar
çok beklerdim. Ondan
sonra ise sevmemeyi
öğrendim. Az baktım
sonrakilere, az yazdım.
Onunlayken cehennemi öğrendim ama
kimselere cehennemi göstermedim.
Çünkü bunun nasıl hissettirdiğini ondan öğrendim.
Bana o soğuk tarafını göstermiştin ve herkese böyle olacağını söylemiştin. İnandırtmıştın. Fakat seni sonra onunla gördüm. Kapını bana kapatmıştın bu yüzden kapının deliğinden izledim. Gördüklerime öyle şaşırdım ki ağlayamadım bile. Sadece kendimi sorguladım. Ben mi yanlıştım? Sana uygun değil miydim? Günlerce cevaplarını bulamadığım sorularla zihnimi çürüttüm. Beynim kurtçukların yuvası haline gelmişti, seni düşündükçe yavaş yavaş eksiliyordum ve kurtçukların yeni evi haline geliyordum. Sonra öfke sardı bedenimi, şoku atlatır atlatmaz iki el boğazımı sardı. "Sana sevgiyi ben öğrettim!" diye haykırdıkça boğazımdaki eller daha çok sıktı beni. Bir limon gibi sıkıldım ve suyum akıtıldı, ağladıkça gözlerim yandı. Hiç bu kadar bencil olduğumu hatırlamıyorum. Sana gösterdiklerimi geri istiyordum ama sen yüzüme, "Verilen mal geri alınmaz." der gibi bakıyordun. Cümledeki "mal" kelimesini söylerken de bastırıyordun. Yüzüm kıpkırmızı oluyordu, hem utançtan hem de öfkeden. Hem sana olan öfkemden hem de seni sevdiğim için kendime olan öfkemden. Ben sana yıldızları sevmeyi öğretmiştim, sen ise bana yıldızların uzaklığını öğretmiştin. Onları asla sevemeyeceğimi, bu yüzden hiç sevmemem gerektiğini öyle bir öğretmiştin ki senden sonra hayatıma giren herkes benden yıldızlar kadar kilometrelerce uzak olmuştu.
Sen ise yıldızlarına sarılarak uyudun, ben her birine uzak kalmışken.
©dntlveny
D