M

Beklenti

Pencere kenarından gri bir açıyı izliyorum.
Bir ceviz ağacının dallarında yayılan sessizliği.
Güneş batışında bir sevgili bekliyorum ve yalnızım.
Sıcak sabah ortasında ağustosböceği gibi titreşen bir yalnızlıkta,
Bekleyen loblu defne yaprağı gibi,
Yeşilden koyuya, koyudan kırmızıya dönüyor ve bekliyorum.
Mor lavantaların ağzındaki bal arısı gibi...
Beklerken, bir çatalın, bir tabağa karşı rastgele çınlamasını duyuyorum.
Yandaki kadın akşam yemeği yiyor.
Tek başına. Kırk beş yaşında. Ve belkide yıllarca
Tek başına domates, tek başına mısır,
Ve arka bahçesinde yetiştirdiği tek bamya...
Küçük metalik ses neredeyse sessizce devam ediyor,
Rüzgarsız sessizlikte, sabit bir sessizlik içinde.
Bir kırmızı kuşun rastgele tıklaması gibi.
Güneş çok alçalmadan daha fazla tohum.
Acele etmiyor, oyalanmıyor...
Herkes onun yalnız olduğunu düşünüyor.
Ama ne kadar yeterliliğe sahip olduğunu biliyorum.
Yıldan yıla ne toplayabildiğini biliyorum
Benim yaptığım gibi, yakın olanları topluyor.
Yol kenarında nemli çalılıklarda bükülen dikenleri,
Ve kavanozlara topladığı fazlaca kül, fazlaca köz
Ve bütün korunmuş bir kavanoz.
Bordo sıralar halinde.
Bazen bir yardım eli,
Bazen arkadaş, bazen sevgili...
Herşey gittikten çok sonra ve ben oturuyorum.
Mutfak masasında yapayalnız.
Ve pazarın son sıcağında oturduğum öğleden sonraları.
Şimşir ağaçlarının keskin nefesindeki sundurma basamaklarında.
Ayrıca ıssızlığı da biliyorum. Hafta bitti, önümüzdeki gece de kaldıramayacak bu yükü. 
Her gün kaldırmaktan yoruldum...
Ailem, sevdiklerim başka eyaletlerde yaşıyor.
Diğer şehirlerde sevdiğim kadınlar. 
Ve yinede burada olmayı tercih ederim.
Onların hatıralarıdan daha çok, bana geriye kalan tek şey,
Gün batımı bulutların altındaki kırmızı.
Kalktığımda ve akşam yemeğini hazırlamaya başladığımda
Karanlık mutfakta genellikle onun için yalnızım...
Sabah ve akşam tek başınayız.
Yandaki kadın ve ben hala ısrar ediyoruz.
Ben, gümüş çatal bıçak takımını çıkarmak için çekmeceyi açarım,
O, yabani otları çekip toplamak için bahçesine gider.
Yaz sonunda kıvrımlı kabakları sararır.
Sabahları onu izlemek için pencere kenarına çıkıyorum.
İlk ışıkta gelen mavi balıkçıl bir kuşu seyreder gibi.
Camdaki gölgemde yüzen minnovlarla beslenmek için,
Gün çok parlak olana kadar kalır.
Dayanamadığını ve doyumsuz açlığıyla ayrıldığını görürüm.
Kanatları eğilir ve yavaşça havaya kalkar,
Gözleri soluk gökyüzüne karşı bir gri barut mavisi...
Geri döneceğini biliyorum. 
Işıktan yararlandığını biliyorum.
Kaşları uzak arazilerdeki Rus eğrisi,
Yabani ağaçların ağırlaştığı ve olgunlaştığı yer.
İlk kara kuşların altında. 
Biliyorum
O geri gelecek. 
Işık eğrisini görüyorum,
Düşüp yükselen kanatlarında.
©mustafaks