Adı bilinmez bir şehrin kıyısında bir akşamüstü martıların geleceğini umaraktan,
ceketsiz incecik bir bluzla yağan yağmura aldırmadan ıslandım.
Bir martı gelirdi belki dedim,
bir martı gelir de bu kederimi unuttururdu belki.
Ay ışığı belirince anladım ne martılar gelecekler, nede bu yağmur dinecek.
Uzaktan duyduğum tek bir ses bir çocuk ağlaması yahut bir kedi miyavlaması öyle acıklı, öyle içten...
Sese doğru koşuyorum,
çok sonra anlıyorum ki bir çocuk ağlıyor.
Islanıyor bu sağanakta, ıslanıyor göz yaşları yağmura karışıyor.
Tutuyorum o minik ellerinden, sonra gözlerinin mavisini fark ediyorum.
Sana ağlamak yakışmıyor, sana gülmek yakışıyor diyorum.
Susuyor hiç bir şey söylemiyor
göz yaşlarından öpüyorum onu
sonra koşarak uzaklaşıyor yanımdan gölgesi de kaybolmaya başlıyor.
Nedendi niçindi buradaydı bilmiyorum niye ağlıyordu bir cevap bile vermeden çekip gitti.
Yine yalnız başıma kaldım yine bir insan sesine muhtaçtım.
Çünkü yokluğunda iyice dünyadan soyutlanmıştım.
Belki gelirsin yine belki gelirsin de herşeyin bir anlamı olur...
F