Küllerimi kendim savurdum
Göğüs kafesimde ki amansız çıkıș
Kalbimin ritmine denk degil
Beynimde dört nala koșan bir yabani at sürüsü
Hangi yana baksam zaman benden yana değil
Hayallerim yarım kalıyor
Damarlarım da kan yerine
otuz boğumluk asit yol alıyor
Bel ki sinir küpü oluşum bundan
Bel ki arayıșım,
Belkide kendi düșlerimde kaybolușum bundan
Belki!
Bin gram huzur, bir kașık sevinç gözyașı
ve bir sürahi mutluluk.
Hepsini karıștırdım, mutlu bir insan
içimde olușmak isteyen
Ama bin gram huzursuzluk, yüz kașık gözyașı
ve bir sürahi mutsuzluk.
Karıștırıyorum, yüzü bir türlü gülmeyen ben.
Midemde bir sancı, kulağımda bir uğultu
Gözkapaklarım yorgun düșen gözlerimin
üzerine kapanıyor.
İçimde sevda adına herșey eskimiș.
Yada benim, kendimin, savurduğum küllerimle
benim bile bilmediğim bir yerlere savrulmuș.
Soruyorum!
Hangi mor dağlar prensi olduğum yeryüzü toprağı
Hangi arayıș yıllardan beri amansız
çıkıșlarım da yetim kalan
Ezildim, belki de o belkiler yüzünden kirletildim
Bu yașımda da olsa çok eskidim
Oyun içinde oyun oynadim,
Kendi tiyatro oyunun da bile baș rolü
hep bașkalarına oynattım.
Ah be dünya, ah be hayat
ne vardı beni benden alacak,
ne vardı söyle
Yüreğim bir dağ, kalbim bir han
Kimbilir, kaç bilinmeyen dağcı çıktı dağıma
kaç adını duymadığım hancı konakladı hanımda
Oysa ki everestin yanında ben dağ değil tepeydim
Hanım bile en görkemli hanların yanında kulübeydi
Ne vardı bir dağ, bir handa insanların istediği.
Ey hayatımı anlamayan hayat
Ey kolumdan tutupta sürükleyen zaman
Yinede senden vefa istemiyorum...
Yazan: Fırat Șirin
08.05.2015 20.15
F