Senin tenin ipek gibidir.
İncedir.
Kendi yansımasıyla bir ceylan kalırken susuzluğunda,
İnince suyun başına,
Göz göze gelişiyle ilk defa irkilince
Davranırken yarım kalan kaçışına tekrar
Sular da incinir.
Vurguna katlanmaktan korkmayana enginliğin senin düşsel bir denizdir.
Rüzgarı alt edercesine gökten inen demire
Soluğa varmaya yaklaştıkça
Bulunmayı hayretle göz alan kayboluşa
Dipte parlayan alıcı göze, üstte karanlık kalıcı incidir.
Al tüm sözlerimin kifayetini üstüne
Yoksa üşütürken bu yakıcı mevsimin zorbalığı seni
Boğazımı sıkar karabasanların saydam elleri ve
sonra o da, ölümüne bir şeyi istemekle ancak açıklanabilir bir arzuyla
İncitirek uyutur ve yeniden diriltmez beni.
Kışın ev içre alınıp yaza erişince dışa salınmayanlar;
Yani çiçekler.
Başıboş bir kurşunun beceriksizliğine rastgelenler;
Kanadından daha ağır gökyüzünden muzdarip göçmen kuşlar.
Epey nefes tüketmiş,
Yorgunluklarını berelerinde saklamakta mahir fakat,
yüz ifadelerine ve kaslarına söz geçiremeyince kendini ele verenler,
Evet bildiniz;hayatı başkalarının ellerindeki fırçalarla resmedilenler
İki yamacından aşağıya akan sınırlarında şehirlerin,
bir ruhun ansızın belirmesiyle ele geçirilen göçebe kavimlerin düzeneklerinden kendini başkalarına alıkoyan yürekler.
Evet tüm bunlar...
Nerede nasıl kalınamayacağını asla umursamayanlar
Vakti gelince dahi bir türlü dinmek bilmeyen direnişler
Bilinmemeyi istediği vakit sustuğunda kelimeler,
Sonuna yalnızca iki fazla düşünce noktayı...
Hiç bitmeyenler.
Göz göze geldiklerinde kendileriyle
Yarım kalmış bir yolun tuzağınaceylanlar gibi irkilerek çekilenler.
Bilmeni isterim:
Tüm sözlerimi alırsan üstüne inceliği ipek teninin
Üşümekten geçtiğini bundan böyle kimse bilmez.
Bilmenizi isterim:
Hiçbir çiçek böyle kusursuz bir döngüyle sevilemez.
A