Kasların yıldızları söküp simsiyah bıraktığı rahminden kainatını
Çevirip korkunun her düşen yönüne güzel yüzünü
Bir mızrağı çekip çıkartır gibi tenimin açıldıkça moraran renginden
Azadlığa salacak onun saklı tutulduğu kınını yeniden.
Uluyan ve öncesinde bir ölü gibi uyuyan seraplardan uyandıracak
Zemherinin kılcallığına uğrayıp suyun yürüyüşünü erteleyecek yığınağını her engelden.
İlerde eskiyecek fakat hatrı hep kalacak bir eşyaya
Özenirken orman ahalisinden gövdesi kesilmeye razı her hayali gölge
Soyarak kabuğun kalınlığından günün irinli yaralarıyla yarınları
Alışagelmiş bir işmiş gibi kaşığını tutar gibi zahmetsizce tutacak elleriyle.
Karanlığı onun bir tutulma misali ansızın çöktüğünde
Işıyacaksa eğer gözlerinde yanan ateş
Gözlerin neye yaradığı ve ne iş yaptığı çözülmeden
Işık ve araladığı kapı lüzum görülmemişliğiyle sokulup kimsesizliğe
Adandığında evlerin soytarı ruhları
Diplerinde pusuda bekleyen artık bir zamanı
Tavanında yıldızların kalınca tozlarının bulaştığı hayaletleri bir de
Sarsarak omuzlarından usulca ekleyecek ağlarını.
Ağları ki çelikten zırhtır
Hep içinde,habersizce işleyince sağlamlığını koruyan
Siper alınmış ve sona yaslanan saf tutulmuş arası sonsuzluk kadar sıkı
Bir bedenin yokluğudur bu o zaman.
Denebilir ki
Ayrılık anlarının dağılan zincirlerini hep birbirine ulayan döngüsel yaşamların su götürmeyen perdelerini
Biraz rüzgara aldanışı ürkütücü ses birikintilerinde batan yazısı,
Karların eriyişine benzeyen kağıttan gemileri
İşte yüzmekte orada.
Velhasıl tam da burada.
Kurumaya yüz tutan içimden demir alacağını görüyor hafifliyorum şimdi
Kıyısı çoktan zaptedilmiş açıklarımda.
A