A

Bir Evvel Zaman Mumyası

Ayan beyan görünenin üstüne kapanır son kere göz ve perde.
Taşlar en ağır olacakları yerden bir vakit uzakta,
Orada.
Mahseni saray kılan,ezilerek yükselen her payda...
Hızına hız katar kanadında tüy eksilen kuş
Tüm yönleri toplayarak teslim durur incecik kuyruğuna.
Telleri kalın durakların ayaklarıyla karşı gelinip kıyaslanınca
Kalın ve ölüm geçirmez eldivenleriyle
Düzenden yoksun,üst üste
Gerisingeri sararlar mahkumluğumu yörüngesinde büyüyen içte makaraya.
Gökyüzünden kolayca alarak kalın kök gibi yer altına batırırlar ben izlerken,
Bir evvel zaman mumyasının korunaklı ve morarmış iç organlarına.
Kutsanmış,zehirli mantarlar o denizde şişelerin daracık ağzında
İçinde fısıltılar
Özgürlüğü çepeçevre saran heyula kucaklayan upuzun kollar.
Bir ayağı kısa,aksayarak,deniz aşrı mülteci kalınan bir ülkenin sınırında
Kaldıkça dumansız ateşle ışıyan cinlerimdi onlar.

aliyeşil