Mermerden oyulmuş bir gün,
Bir adam uzanmış boylu boyuna,
Çıplak, dev bir acı içinde.
Günahkâr bir gün yüzü,
Ve bir kadın,
İri, çıplak ve uzun ,
Her ikisi de, yastığı oyulmamış kaba mermer yataklarda.
Görülecek ışığa ihtiyaçları yok.
Güneş ve ay ile ilgili olan kısmına gelirsek;
Sanat astronomi değildir,
Ama gökler, şairlere bahçe yapmak için epey fayda gösterir,
Kibirden ve cehaletten yazmak,
Ne sevgiye yarar verir, nede yalnızlığa çözüm üretebilir.
Gün adlı bir şiir:
Keski ve tokmak; kelimeler ve kalem,
Kağıt ise mermer,
Kafam karıştı sanırım,
Güneş ışığı ve gün, saatler ve gölgelerle kafiyeli olabilir
Belki de günün doğası ilham ve şans getirir.
Doğanın şaşırtıcı bir şekilde olduğunu keşfedebilirim.
Bu defa, beklenmedik, ahlaki bir ilke ile,
İki aşık olan, gece ve gündüzün kavgası üzerine oldu, şiirim...
Şiirimde, sadık gece ve sadık gün tartışır.
Gün; kafiyeye takılmayacağını söyler, çünkü gün altın.
Gece ise göksel paradan nefret eder,
Maliyet ve fiyat arasındaki yıldızsız farklılıklarda öfkeleniyor...
Michelangelo bir heykel yapmayı seçmedi
Kendi parmak uçlarına bir fiyat etiketi koydu.
Gündüz ve Gece, Danae'nin bacaklarının birbirinden ayrıldığını gördü.
Zeus'un altın duşa girmesi,
Onları tanrı ya da aziz etmezdi.
Sonradan yazdığım şeyleri daha iyi anladım sanki.
İşin sırrı; bir masa, bir sandalye, bir de oturma prensibi...
M