Can özüm, çeşm-i ahum,
İsmin her ne vakit dilimin eteklerine gelse içim kıpır kıpır olur.
Dizlerim titrer, ellerim buz keser.
Gözlerim mahmur bir tebessümle sarhoşluğa bürünür.
Ve ne zaman, bu tür duyguları hissetsem çıkarırım cebimdeki köstekli saati,durdururum bir lahza Dünya'yı.
Kısarım bir iki volt daha kalbimde ki ritmin sesini.
Bir risk alarak, aramızda ki anlatılamaz derecede ki uzunluğu, istadya vasıtasıyla ölçmeye yeltenirim.
Ne hektometre, ne dekametre, ne de kilometre ile ölçülecek bir rakam değil.
Zaman zaman otururum kerempe bir yere, ve bu merhale uzaklıktaki tek ortak noktamız varsayılan, gökte ki kenehvere bakıveririm uzunca..
Zebun bir bekleyiş içindeyken, ansızın cam balkonuma doğan aşikar, termid yüzün silkeler ve kendine getirir bedenimi..
Koyarım gelişigüzel bir yastığın uç tarafına başımı, ve bu yastık incecik ayak bileklerine dönüşür...
Seversin sen şaçlarımla oynamayı.
Oynasan ya, ne de güzel dalarım Ashab-ı kehf gibi 300 yıllık uykuya..
Kalktığımda tek bir umudum, Kıtmir'in vefasını beklemem.
Bak işte gün ağardı artık, yeryüzüne, insanların içlerine sindi geceni zifiri karanlığı..
Gideceksin elbet, yada gidiyorsun şuan bilmiyorum.
Ama, omuzlarıma bu ayaz da bu gayahıb de bir çift kandil kondurmanı diliyordum...
Ne efsus ki, eda edemedim bir türlü dudağımın ucunda ki hoşu bilmem ama kal kelamını..
Elveda, elveda olalı beli böylesine bükülmedi.
Beldemde ki kuşlar, ağaçlar, kelebekler yapraklar ölü bir insan gibi yerlere serildi...
©1silahsor
1