Küçük bir masaldı aslında hikâyemiz.
Dinleyenin kalbine işleyen hüzünlü bir sondu.
Dillere destan değildi belki fakat, Dudaklardan sessizliğe seslenirdi sevgimiz.
Savaş sırasında yitirdiklerine mi ağlar insan?
Yoksa bir çift gözde asıldığına mı yanar gönül ?
Bilmiyorum ama ömür sancısıyla geçti kapı eşiklerinde.
Bir çift sözüne aldanırdı bu yürek.
Acının yalanına kaldık zamanla.
Sensizlik içinde bin bizsizlik saklıydı
Gecenin kör karanlığında.
Yakamozlarda yitirdim senden kalan ışığımı.
O kadar güçsüzdü ki,
Yetmedi bende ki acıyı aydınlatmaya.
Yokluğundan korktuğum kadar korkmadım karanlıktan.
Yalnızlık her defasında başıma vura vura hissettiriyordu bunu.
Gözyaşlarıma sığındım bende.
Yağmurda ıslanan kedi misali.
Ne gidecek yerim vardı.
Ne kalabilirdim olduğum yerde.
Kalabalık bir yalnızlıktı benimkisi sadece.
Kalamazdın elbet bu virane gönülde bilirim.
Sen gözlerini okyanuslara çevirirken,
Ben yağmurlarla dost oldum.
Sen kalbinin derinliklerinde saklarken onu,
Ben o derinlere gömerdim sevdamı.
Sahi hiç o hayranı olduğun roman kahramanı olamaz mıydım ?
Belki onun kadar cesaret yoktu bende. Gözlerine kapılacak kadar.
Ama yağmurunda ıslanmak gibi bir düşüm vardı.
Yetmez miydi aşkı arayan kalbine ?
Yetmezdi bilirim...
Biz yanyanayken bile yitirmişiz benliğimizi.
Şimdi gidişine bağlayamam bu yalnızlığı.
Sen sabahı onun güneşinde ararken,
Ben gecene son kez sığındım.
Ne kazananı ne kaybedeniyim bu savaşın.
Sadece sol yanını işgalde rehin bırakan bir Yaralıyım...
Şimdi istediğin gibi bak kanayan darbelerime.
Unutma, yitik bir savaşçı asla kurtulamaz, Kurşunların kızıllığından.
©ikrar
I