Kayseri şehri'nin bezgin bıkkın halkı;
İçlerindeki uhrevi yılgınlık, yüzlerinde akne gibi okunur.
Yüzlerinde gülümseme yok, insani hisleri çoktan ölmüş.
Sanki zamanı kolluyor ve bir fırsatı kovalıyor gibiler.
İçlerinde bazıları var, yüreğinde bir yangının izi.
Geçmek bilmiyor, yaşamanın ve kurulu sistemlerin esirliği.
Kiminin dilinde bitmek bilmeyen banka borçları var.
Kiminin dilinde ay başında geciken maaş ödemesi.
Kimi birikmiş kirasından söz ediyor, kimi okusun diye büyüttüğü çocuğuna gönderemediği paradan.
Elektriği, suyu, gazı ve faturaları saymıyorum bile.
Bu yüzyıl ne garip?
Ekranlarda özendirdikleri hayatı, belliki sömürü için kullanıyorlar.
Herşeyi vaad ediyor, sonra herşeye sahip olmak için köle ediyorlar bizi.
Bir toplumda herkes aynı olmak için cabaliyorsa, o toplumun siyasileri insanların akıllarını yıkıyor demektir.
Etrafınıza bir bakın...
Hiç aynı türden aynı meyveyi veren iki ağacın birbirine benzediğini iddia eden görülmüş mü?
Mesela dallarındaki yaprak sayısı aynı olabilir mi?
Yada üzerindeki meyve adedi aynı olabilir mi?
Fotosentez miktarı, boyu veya gövde genişliği...
Mesela neden bir tane ağaç türü yok?
Yada ne için bu kadar hayvan çeşitliliği?
Deryada balıkların sayısı belirli mi?
Gökte galaksiler, yıldızların adedi, süper novalar ve dedikleri gibi kara deliklerin dipsizliği...
Bu kadar çeşitlilik de neyin nesi?
Düşünüyorum da aynaya baktığımda gördüğüm yüz herkeste olsa, herhalde o yüzü taşımak istemezdim. Yada dediğim koşullar herkese eşit olsa, birbirinin simetrisi gibi herkes aynı olmak zorunda olsa, bu hayat yaşamaya değer mi?
Evinde, sokağında huzursuzluk bu yüzden.
Yatağında uyurken yada henüz yeni uyanmışken,
Kafanda kurduğun o güzel rüya.
Bitmiyor sen farkına varmadıkça.
İnsan kendini tanımalı evvelce, (ilk önce) sonra kişilik geliştirmeli.
Birileri yürüyor diye yürüyen insanlar, daha ilk düşüşlerinde ayağa kalkamazlar...
Furkan Doğan
©furkand.
F