Ne şaşılası revaklar, ne de kırılmaz denen taş bloklar değil.
Kan, kemik ve etten ayaklar gezdiriyor beni bu ay tutulmasında.
Bu yaprağı götüren, saçları ardı sıra raks ettiren rüzgâr değil.
Sessizce çekip giden fani bir soluktur, üç beş günlük dünyada.
İki nehri kavuşturan köprü, dallar arasından bir dal değil.
Sana senden kurtulman için uzanan koldur, bu ruh tufanında.
Dağları çiğneyip akan şelale; gece, siteminden karanlık bir deniz değil.
Işıksız bir odada dökülen gözyaşıdır, yatsı ezanında.
Ne sekizinci bir nota, ne de sarhoş eden bir keman değil.
Sesinin bende uyandırdığı histir, bir bahar şarkısında.
Yüze inecek tokat, fırtınaya karşı duran rüzgâr gülü değil.
Havayı yarıp asılı kalan bir eldir, veda sancısında.
Bir bak etrafına nedir ne değildir bu kıyamet düzeni.
Anlaşılır, gördüğün görmek istediğindir bu imtihan raylarında.
©
S