Derin düşüncelerin dinginliğinde, sonsuzluğun ağırlığı üstünüze çökünce, bir saatin tik-taklarını ya da saniyelerin ritmini duyarken, zamanda ilerleyişin boşluğunu, oluşun anlamsızlığını duyumsamadan edebilir misiniz?
(...)gece olduğunda, geçip giden saatlerin saçmalığına bir de yıkıcı yalnızlık duygusu eklenir, çünkü -dünyadan ve insanlardan uzakta- indirgenemeyecek bir ikilik ilişkisi içinde zamanla baş başa kalırsınız.Gecenin terk edilmişliğinde, zaman artık edimlerle ya da nesnelerle dolu değildir aslında: Gittikçe büyüyen bir hiçliği, genişledikçe genişleyen bir boşluğu andırır,(...)
Derin düşüncelerin sessizliğinde, ölü bir evrende çalan bir çan gibi iç karartıcı, inatçı bir ses çınlar. Bu dramı yalnızca yaşamla zamanı birbirinden ayıran kişi anlar: O birincisinden kaçarken, ikincisinin altında ezilmiştir.Zamanın ilerleyişini de ölümün ilerleyişi gibi duyumsa
©herzem
H