Tutamamak elleri, bakamamak gözlere ve duyamamak sesini...
Çocukluğum geldi aklıma birden. Arkadaşlarımla kovalamaca oynarken düşerdim, her seferinde dizim acırdı, sonra yara olur kabuk tutardı. O kabuğu atana kadar çıkamazdım dışarıya, korkardım. Ya aynı yerin üzerine düşersem diye korkup otururdum evde.
Bir de öyle çok acırdı ki, ağlamamak için zor tutardım kendimi. Eee, erkekler ağlamaz demiş çok bilmişin biri, ağlarsak ayıp olur...
İşte bu da öyle bir şey. Yere düşmüşüm gibi acı veriyor dokunamamak, bakamamak ve duyamamak . Ağlayasım geliyor bazen ama olmaz diyorum yine. Ben çocukken öğrendim bir kere erkekler ağlamaz saçmalığını, ağlarsam ayıp olurdu...
Sonra zamanla kabuk tutuyor yüreğim, geçsin diye günlerimi sayıyorum. Ama geçmiyor. Anladım ki, gönül yarası diz yarasına benzemiyor. Anladım ki bu aşk oyunu, diğer oyunlar gibi tatlı acılar değil de ölümcül acılar veriyor insana.
Kadir Dinç
S