Hevî,
sen hiç doğmadın,
ama ben sana yaşanmamış bir ömrü
bir baba yorgunluğuyla taşıdım.
Adını koyarken bile sustum önce,
çünkü umuttu o
ve ben o vakit
kendime bile umut diyemiyordum.
Hevî,
bil ki ben seni çok sevdim
hiç olmadan, hiç görmeden
bazen bir dolunayda
bazen sabaha karşı çırılçıplak kalmış bir cümlede.
Saçlarını örmeyi düşünmedim,
çünkü ellerim titrerdi.
Ama düşlerini örerdim —
ince, narin,
bir çiçeğin sabaha açılması gibi sessizce.
Bir oyuncak almadım hiç sana,
ama raflarda her bebek
gözümde ağladı.
Sana anlatacak masallarım vardı,
hepsi şimdi
bir şairin sustuğu yerlerde bekliyor.
Sokakta bir kız çocuğu görünce
gülümsesem mi, ağlasam mı
bilmiyorum hâlâ.
Ama bilmeni isterim:
kalbimle büyüttüm seni
Hevî'm,
hiç doğmayan kızım,
hiç susmayan iç sesim.
Sen doğsaydın
ben biraz daha insan olurdum.
Daha az küserdim hayata,
daha çok bakardım gökyüzüne.
Ama olmadın,
ve ben o gökyüzünü karaladım içimde.
Hevî,
bir baba
bazen sadece bekler
bazen hiç gelmeyecek bir sesi
bir ömür duymaya çalışır.
Ben senin sesini
kendi sessizliğimde aradım.
Karanlıkta yürürken,
bir şarkının yarım yerinde,
gecenin tam ortasında
sana hep "günaydın" dedim içimden.
Doğmadın.
Ama yaşadın.
Bende.
Şiirlerimde.
Adında.
Hevî,
ben senin babanım.
Ve bu, sana yazılmış
hiç açılmayacak
bir mektuptur.
©feratboran
F