Dün gece seni rüyamda görmüştüm...
El ele tutuşup yürüyorduk, ayaklarımızın altında yumuşacık çimenler, yanımızda usul usul akan bir nehir vardı. Su, taşlara çarptıkça küçük melodiler fısıldıyor, hafif bir esinti saçlarının arasından geçip yüzüme vuruyordu. O an, zamanın durduğunu hissettim.
Başımızın üzerinde, kanatlarını gökyüzüne cesurca açmış bir kartal süzülüyordu. Arkasında minik yavruları vardı, annelerinin peşinden ayrılmadan usulca dönüyorlardı. Sanki bizi izliyor, sanki attığımız her adımı kutsuyordu. İçimde tarifsiz bir huzur, tuhaf bir tanıdıklık vardı. Sanki bu anı daha önce de yaşamıştım, sanki ruhlarımız bu yerde buluşmaya ezelden beri söz vermişti.
Birden sen durdun, elimi daha sıkı tuttun. Gözlerin gözlerime kilitlendi, içinde binlerce kelime saklıydı ama dudaklarından tek bir ses bile çıkmadı. Öylece baktın. O bakışlarında geçmişin ağırlığı, geleceğin bilinmezi ve şu anın eşsiz güzelliği vardı. Sanki her şeyi anlıyor, her şeyi kabul ediyorduk.
Nehrin üzerinde sisler yükselmeye başladı. Etrafımızda dönen kuşlar, Mevlevî dervişleri gibi süzülüyordu. O an, ruhlarımızın da tıpkı onlar gibi döndüğünü hissettim. Ellerimizi bırakmadan, içimizde tarifsiz bir sevgiyle o sonsuz döngünün içinde kaybolduk.
Rüzgâr bir an sustu, su duruldu, zaman durdu… Ve ben, işte o an anladım. Bizim hikâyemiz, rüyalar kadar güzel, gerçek kadar imkânsızdı. Ama yine de, biz vardık. El ele, ruh ruhaydı. Ve belki de bu yeterdi...
©üstadkenan
Ü