E

DÜNDEN BUGÜNE

Yokluk vardı evimizde ama mutluyduk...
Kocaman bir dünyamız vardı,biz büyüdükçe küçülen,
Yaralanan sadece kolumuz bacağımızdı,yüreklerimiz değil.
Yamalıydı elbisemiz,yırtık değildi,yamanın rengi tutsun yeter.Naylondu pabuçlarımız,kara lastikti ayakkabılarımız.Sevinçten sabaha kadar uyuyamazdık, su geçirmeyen yepyeni kara lastiklerimiz vardı.
Küçük küçük yazardık defterlerimize, çabuk bitmesin diye,resim defterini arkalı önlü kullanırdık. Bazen sıra arkadaşımıza yalan söylerdik,kalemi unuttuk diye,kalemimiz çabuk bitmesin diye.
Kilometrelerce yol yürürdük okula gideceğiz diye.Hemde o zamanki iklim şartlarında, hava buz gibi soğuk yağmur altında göz gözü görmezdi.
Cefakar anamız çırpınır dururdu.Ekşiyene kadar aynı yemek gelir giderdi önümüze.
Babamız bizim için dağ gibiydi.O herşeyi bilir,hallederdi.Dünya batsa umurumuzda olmazdı.Tek derdimiz,atacağımız goller, kaybettiğimiz misketlerdi.
Aynı tastan yer, aynı bardaktan su içerdik. Bir yatakta üç dört kardeş yatardık. Damımız akardı, evimiz buz gibiydi ama yüreklerimiz sımsıcaktı.
Hayallerimiz vardı, masum ve çocuksu.
Yüreklerimiz aktı, kara olan sadece önlüklerimiz ve lastiklerimizdi.
Hangi kız yüzümüze gülse aşık olur sabaha kadar hayalini kurardık.
Televizyonumuz, telefonumuz yoktu ama sayın çok kıymetli ile başlayan mektuplarımız, kenarları süslü kartpostallarımız vardı.
Büyüklerimizden dinlediğimiz masallarımız, aşını paylaşan komşularımız vardı.
Zaman ne çabuk geçti, ne tez değişti ve ne çok şey öğretti bir zamanların masum yüreklerine.
Dayanılması çok güç kayıplarımız oldu, yitirdiğimiz değerlerimiz oldu.
Acıya alıştık, ağlamanın gizli de yapılabildiğini öğrendik, yalnızlığı öğrendik, çaresizliği öğrendik.
En önemlisi sabrı öğrendik...
Emin Barut
©eminbarut