H

Dünyanın Yorgunluğu

Güneşin altında döner bu yorgun dünya,
Her köşesinde saklı bin bir sır,
Yüzyılların yankısı dolanır dağlarda,
Fırtınalar çığlık çığlığa, denizler dingin.
Gökyüzü mavisine inat,
Kirlenir birer birer, insan ellerinde,
Şehirler büyür, çiçekler solar,
Gökkuşağının renkleri kaybolur.
Toprağın bağrında nice hikayeler yatar,
Bir zamanlar masumdu her taş, her ağaç,
Şimdi beton duvarların gölgesinde,
Yeşil düşler birer birer ölmekte.
Dünyanın iç çekişini duyar mısın,
Her adımda biraz daha ağırlaşan yükünü?
Kimsesiz çocukların gözyaşları,
Kurak topraklarda birikmekte.
Her gün yeniden doğar umut,
Ama karanlık bir gölge gibi sarar dört bir yanı,
İnsan insanı yer, dünya ise sadece bakar,
Sessizce, derin derin.
Dağların zirvesinde bile bulunmaz huzur,
Vadilerde yankılanır hüzünlü türküler,
Okyanusun derinliklerinde saklıdır
Tükenmeyen acılar, bitmeyen hasret.
Dünyanın gözyaşları dökülür her yağmurda,
Her damlada bir hikaye, bir hüzün,
Ve rüzgar taşır uzak diyarlara
Kırık kalplerin sessiz feryadını.
Ey dünya, nereye gidiyorsun böyle?
Bizi taşıyan bu koca gemi,
Sarsıldıkça derinliklerde,
Yitip gidiyor birer birer tüm güzel rüyalar.
Bir zamanlar cennet sandığımız yer,
Şimdi bir düş kırıklığı denizi,
Ve biz, küçük insanlarız,
Bu devasa döngüde savrulan yapraklar gibi.
Dünya, bir mektup gibi eskiyor ellerimizde,
Satır aralarında kaybolan anlam,
Her sayfa çevrildikçe biraz daha soluyor,
Geriye kalan sadece bir gölge.
Ve biz, insanlık,
Ne yaptık sana, ey güzel dünya?
Kendi ellerimizle yaptık bu çöküşü,
Kendi gözlerimizle gördük bitişini.
Ama yine de umut vardır belki,
Bir yerlerde, bir köşede saklı,
Bir damla su, bir avuç toprakta,
Yeniden filizlenecek bir yaşam vardır belki.
Bu yorgun dünya, belki de bir gün
İnsanlığın yükünden arınır,
Ve yeniden başlar döngüsü,
Masumiyetle, saf bir başlangıçla.
Ey dünya, sabret biraz daha,
Belki bir gün anlarız seni,
Ve yeniden yeşerir umut,
Yıkık şehirlerde, kurak topraklarda.
©hasanbey.