Ela gözlerinde Ege'nin maviliği, güneş buğday saçlarında parıldayan bir kızdı Ece. Tatlı gülüşü ve neşeli ruhuyla tüm kasabanın sevgisini kazanmıştı. Bir yaz günü, mavi bisikletine binip Ege kıyısına indiğinde kaderi onu Deniz ile tanıştırdı.
Deniz, Ege'nin hırçın dalgaları gibiydi. Bakışları derin ve gizemliydi, utangaç bir gülümsemesi vardı. İkisi de o ilk bakışta bir kıvılcım hissettiler. Ece'nin neşesi Denizin sert kabuğunu yumuşattı, Deniz'in gizemli bakışları ise Ece'nin merakını uyandırdı.
Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Ece ve Deniz her gün birlikte Ege kıyısında bisiklete biniyor, güneşin batışını izliyor, hayallerini paylaşıyorlardı. Aşkları her dalga sesiyle büyüdü, her martı çığlığıyla güçlendi.
Bir akşamüstü, Deniz Ece'yi en sevdiği kayalıklara çıkardı. Güneş batarken, Ege'nin tüm güzelliği önlerindeydi. Deniz, Ece'nin elini tutup ona aşık olduğunu itiraf etti. Ece'nin mutluluğu gözyaşlarıyla karıştı. O da Denize aşıktı.
Aylarca süren mutlu bir birlikteliğin ardından, Deniz Ece'ye evlenme teklifi etti. Teklif romantik bir akşam yemeğinde, Ege'nin ışıltılı sularının yanında gerçekleşti. Ece "Evet!" dedi ve ikisi de o an sonsuza kadar birlikte olacaklarını biliyorlardı.
Düğünleri Ege kıyısında, mavi ve beyaz tonlarda yapıldı. Aileleri ve arkadaşları, Ece ve Deniz'in mutluluğuna ortak oldu. Ege'nin meltemi sevgi şarkıları söyledi, martılar mutluluk çığlıkları attı.
Ece ve Deniz, küçük bir sahil kasabasında mutlu bir hayat kurdular. Ece kafesini açtı, Deniz balıkçı teknesiyle Ege'nin sularını arşınladı. Her akşam güneş batarken el ele kayalıklara çıkarak aşklarını kutladılar. Ege'nin her dalgası, her martı çığlığı onlara aşklarını fısıldadı ve bu masalsı aşk hikayesi sonsuza kadar devam etti.
©hasanbey.
H