Yılların düşmanlığı kalırsa,
İnsanlığın alın yazısı, bileğine düşer.
Arsız ve yılışkan,
Yıldız ile gün arası
Kara kaplı evlerin duvarına
Ya melankolik bir satır,
Ya kartpostallık porselenden bir gülüş,
Eksik ülkemin, pulsuz limanına...
Bir mektup.
Beş satırla eskilerin sevdası.
Kılıçları kuşanmak,
Saman kağıdına mürekkep dolayıp
O ülkenin seleserpe toprağına sürmek.
Yeryüzü,
En çokta bu ülkenin doğusunda
Üç mevsimi ardına alıp
Bembeyaz bir sayfa açmak isterken
Huzur adına
Kızgın güneşi kaldırımların
Yağmurdan aralanmış
Boşluklarına doldurur.
Kış biraz daha erken gelse,
Hiç baharı yaşamayacaktık.
Kasımpatının açma zahmetine değmeyecek
Mektubum belki az daha bekleyecekti
Eksik ülkemin, taşkıran gökyüzünde...
Sevdanın soluğunu,
Toprağın ıslaklığı
Ve en çok kış
Belki kıştan sonrası.
Dağların yankıları yuttuğu gibi
kafesine hapseder.
Ağlamak mevsimiyse
Alışılagelmişlerin sultanı olup
acı yükler,
Bünyesiz bir bedenin damağına.
Tumturak olup, günahımı andırır.
Eksik ülkemin, şavksız tepesinde...
Oysaki gülmek.
ısıtır yılları zamanla
En çokta ıslatır mevsimi çattı mı.
Gözlerden gülmek
Sıradan bir geceyi,
yırtık ceplerine yama yapar.
Hiç ağlamamak,
Bu eksik ülkenin, yağmurlu gecesinde...
Kurumuş yaprağın sırtında
Esen rüzgarın raksına pay biçip
Ritim tutturup şehrin gürültüsüne
Saçlarını kazıtan bir yılın
Hiçbir gününde üzülmemek.
gülmek
gülmek
Ve gülmek kemiklerin kırılırcasına,
Bu eksik ülkenin,
eksik sokaklarında...
©aspidistra
A