İçinde misafir bulunduğum beden beni yarı yolda bırakırken isterim senden sonsuz olanı.
Beni tamamlamak üzere gel diyeceğim,
Sen bana bencil de en güzel küfürlerinin
Arasında. en çok sana yakışıyor kaderin cilvelerine sövmek, dudaklarından çıkan kirli sözcükler bir çocuğun masumiyetinde süte bandırılan bir bisküvi gibi ufalanıyor.yaşamak üzerine sinmiş görünsede iki beden büyük gelen bir gömlek gibi küçük ellerin kaybolmuş içersinde. Bu kuru sıkı tabanca elimde tuttuğum kelime kelime damlıyor kağıda. içimde patlıyor yalnızca. Uğuldasa ya pencereler ayıp olmasın diye. yok kimse kalmadı yanımda duran. Sana değilsede sensizliğe sığındım anlayacağın. telif haklarını ödedim, rüya tanrılarına bin yıl sürecek olan kabusun içersine attılar yaka paça. Gözlerimde daha çok ışıldıyorsun masamda eriyen mumdan. Mummu kaldı diye sorma incitirsin ürkek alevini. takdir edersin ki o rehberlik ediyor ellerime senin yokluğunda. adını daha koymadım. Duruyor çekmecenin bir gözünde acelemiz ne. Seni yaşıyorum kendimin yerine sende bir başkasını kim koydu bu kuralları söyle rüzgarın kulağına.
Yolu düşerse penceremden iletir kokunu ama sen gelmezsin bu oyunlara sınırların örülü güllerin dikenlerinden ama elimden alamazsın bir aralık gecesi mehtaba karşı bıraktığın gölgeni senden sensizliği çaldım haberin bile yok. Biliyorum sorularımın cevaplarını ama sürprizi bozmak istemem. her sabah yinede bakıcam pencereden
güneş orada olacak ağaçlar ve yolda aynı şekilde.
Yaşamak böyle bir şeydir işte belki bilmek istersin diye söyledim bin sene geçerde adem oğlu binbirinciyi istememezlik etmez ve bayat ekmeklerden çok güzel köfte olur. binbirinci baharımsın desem yetmeyen ömrüm yetişir imdadıma süt beyazından bir umutla sürgüler gözlerimi ve o vakit tamam olur koşuşturmaca.
Alabildiğine karanlık sığar gecenin içine ve yinede doğar güneş kaç milyarıncı turundan yorgun.
Yüz kez kullanmışsam seni seviyorum sözcüğünü doksan dokuzu yalan. kalan biri için ölmedim
Şahittir tavandan geçen eğrilmiş boru. sesim ulaşmazsa yüreğinle hisset yıldızlar alacak gökkubbede yerine bahar sezdirmeden gelecek
bir koku yayılıcak kırların üzerine bin ateşböceği umudu uğruna ölecek. onların hikayelerini kazıdım satırlara. şubatın otuzuncu gününde geldinse bile dünyaya, doğum günü pastan hazır üzerinde mumları bile var. Üfle sönsün boş yere yanan mumlar. Kaç adım eksik atmışımda yandı biletim diye düşündüm günbatımında yere uzanmış gölgenden uzun ta ki ellerimi görünce durdum içleri boştu bir mezar kadar önceden siparişini verdiğim. bir kalem aldım başladım yazmaya son günden geriye böylece aralandı sislerin arasından çoktan izini kaybettiğim bir diyarın manzarası. sus dedim içimden geçen sensizliklere yeniden yarattım gövdeni tüy kadar akşamların kumaşından. üfleyince dört bir yana kaçıştı korkular. Uzadıkça uzadı damarlarında sımsıcak kan gibi dolaşan satırlar ve sıyrıldı insan etinden akkor bir halde dövüldü ruh tavında bir heykel gibi konduruldu yeryüzüne sonsuzluk parmaklarının ucuyla yanağımıza dokunup geçti ve yalnızca o an evren bizi seçti
©opapa
O