Üsküdar'ın sahilinde, tarih susar, dinler,
Fatih Mahkemesi'nde adalet terazisi sallanır.
Sultanın eli, halkın gözünde, hüküm giyer,
İstanbul'un fatihi, kendi fermanıyla sınanır.
Belgrat'ı yıkan, Bizans'ı dizen genç Fatih,
İstanbul'a minareler dikmek ister, göğe erişecek.
Mimarın hatası, sultanın emriyle buluşur,
Elin kesilmesi, adaletin sert yüzünü gösterir.
Fakat hikaye burada bitmez, başlar yeni bir devran,
Mimar, padişaha karşı açar dava, cesurca.
Hızır Bey, kadı kürsüsünde, hakkı arar,
Fatih, adalet karşısında, bir vatandaşça.
Mahkeme karar verir, kısas hakkıyla,
Sultanın eli kesilecek, mimarın adaletiyle.
Ama mimar vazgeçer, gördüğü adaletten,
Nafaka ile yetinir, sultanın eli kurtulur bu gelenekten.
Fatih, günde on altın tazminata razı olur,
Adaletin zaferi, tazminatı ikiye katlar.
Evliya Çelebi'nin kaleminden dökülür bu sözler,
Sultan, kadıya teşekkür eder, adaletin kılıcını takar.
Üsküdar'da kırmızı taş bina, hala ayakta,
Tarihin sayfalarında, adaletin öyküsü saklı.
Fatih'in adaleti, Osmanlı'nın ruhu, hala canlı,
Her taşında, her sütununda, hikayesi anlatılır, hatırlatılır.
©hasanbey.
H