Bu şehir bir garip geliyor bana. Bir yalnızlık çöker üzerime bütün. Sevdiklerimden uzak, kaç özlem çeker yüreğim, kaç hasret yakar beni. Hepimiz birer insandık oysa. Bir bana mı düşer bu şehrin hüzünleri, bir bana mı Allah'ım? Bu garip kuluna mı bu şehrin gazabı, kasveti? Bu nasıl acımasız bir şehir?
Bu şehir bir başka şehir, herkes bir yabancı geliyor bana. Bir ben fazla geldim galiba. Çoktan bardak dolup taşmış, bardağı daha fazla taşırmamak gerek. Gidilecek bir yerim de yok, dışlanıyor insan. Garip bir şehir bu, nasıl acımasız böyle bir şehir?
Ne geldiğim yere gidebiliyorum ne de bu şehirden. Hepten bir garip garip kaldım ben. Çoktan söndü hayatımın loş ışıkları, hep bir karanlık bu şehrin geceleri. Ay buluta girmiş, yıldızlar sönük, ışıksız, nursuz. Bu nasıl acımasız böyle bir şehir?
Her sabahın seherinde meltem rüzgarları eser. Bir ezan sesiyle buluşurdu insanlar. Buluşunca da insanlar bir biriyle selamlaşırdı. Bir ben mi kaldım selamsız sedasız? Bu nasıl bir şehir, bir garip geliyor bana. Bu şehrin bir garibidir insanları.
Kulak verip dinledim hep. Allah der dilleri, hep riyadan ibaret gösterileri. Nifak tohumları ekilmiş, çoktan kararmış kalpleri. Uzaktan bakınca sanki rahmet nağmeleri, merhametin birer abideleri ama çoktan unutulmuş insanlığa verilecek değerleri. Bir kendilerine yeten olmuş, ve ben yine yalnızım bu acımasız şehirde.
©hasanbey.
H