Bugün sevgilimle telefonla konuştuk. Konak'ta buluşalım aşkım, dedim. Tamam aşkım, dedi. Konak'ta buluştuk, iki sevgili elele Alsancak'a kadar yürüdük. Birkaç tane midye aldık, sahile doğru bir kampta oturduk. Haydi midyeleri yiyelim sevgilim, dedim. Tamam aşkım, yiyelim, dedi.
Bak sevgilim, biz bu midyeleri böyle yemekle doyamayız, bir tat alamayız. En iyisi sen o nazik ellerinle bana, bende nasırlı ellerimle sana yedireyim ki bir tat alalım aşkım," dedikten sonra ben yanağına bir öpücük kondurdum. Birbirimizin ellerinde yiyince midyeleri sanki birbirimizi yercesine doyamadık. Biz birbirimize bir iki simit aldık, parça parça ettik, martılara, balıklara sebil ettik, sevabını hakka bıraktık.
Derken "Haydi dedim sevgilim, şimdi kimsesiz kalmış garibanlar diyarına gidelim." "Tamam," dedi. Fakat garibanlar diyarı neresi? Sürprizim olsun sevgilim. Limanda bir vapura bindik, karşı yakaya vardık. Oradan elele tutuşarak nihayet geldik Yamanlar Mezarlığı'na. Dualar ettik, ruhlarına yad ettik. İşte garipler bunlar sevgilim.
"Bak," dedim, "burada gıybet yok, hassasiyet yok, hiç kimseye karşı alıp verecekleri yok. Bu dünyada her ne ektiyseler, hayat-ı berzah'ta biçerler. Artık dünya malını da toplayacak. Ne bir gayret, ne de bir hırsları var, susmuş dilleri mezar taşına yazılmış isimleri. Hepsi vardı nice istek ve hayalleri, hepsi fani dünyada kaldı. Bütün dilek ve işleri hep bir yarım. Şimdi anladın mı sen beni, bir sürprizden bin nasihat al," dedim sevgilim.
©hasanbey.
H