K

Gaz içen çocuğun öyküsü.

Gidelim mi birlikte geçmişe yolculuğa. 1960 yılların ortası. Ayaş Yetiştirme Yurdunda barınıyorum. Aylardan Haziran ayı. Yurdun futbol sahasında kaderdaşlarımla maç yapıyoruz. Havanın sıcaklığına aldırmadan. Maç arası susuzluğumuzu gidermek için lavabolara gittik. Ancak sular kesikti. Ağzım kurumuştu. Birden aklıma kullandığım elbise dolabında ki şişe geldi. Dolabı 2 kişi ortak kullanıyorduk. Dolabı açtım şişe içi dolu olarak duruyordu. Çölde su bulmuş gibi şişeyi kafama diktim. Su dediğim şey ağır kokulu ve kaygandı. O an düşündüm, hani su kokmazdı, ağır olmazdı diye. Şişenin içindekini susuzluğum gecene kadar içtim. Sonra koşarak maça çıktım ve maçı tamamladım. Hiçbir rahatsızlık hissetmedim taki akşama kadar. Akşam yurdun yatak odalarının bulunduğu 3 ncü kata çıktım. Merdivenlerden inerken merdivenlerde yığıldım kaldım. Hemen beni revire kaldırdılar. Doktor geldi durumumun acil olduğunu görünce ambülans ile Ankara Sami Ulus Çocuk Hastanesine sevkimi yaptı. Ancak doktor ayaşta ambulans Güdül'de idi. Hastaneye şevkim gece yarısı ancak gerçekleşti. Hastaneye getirildiğinde yaş grubundaki koğuşlarda yer olmadığı için beni yeni doğan bebeklerin olduğu yere yatırdılar. Sabah olmuştu. Hastanede görevli bayan koğuşa girdi beni çırılçıplak görünce, kızgınlıkla neden bu şekilde yattın diye popoma okkalı bir tokat attı. Sanki yatağa çişimi yaptım sandım. Aklıma geldikçe hayatta kalmam yaradanın lütfumu, yoksa çekeceğim acıların habercisi m idi.? Ne yaşanırsa yaşansın hayat devam ediyor. Gaz öldürmediyse, acı ve yalnızlık hiç öldürmez. Gaza kafa, tutan Sabo, yaşayacağı her şeyede kafa tutar. 26.09.2020 Ankara. ABS.
©kartalsabo