Uzattım nazarımı, hem yakın, hem uzağa,
Hatırladım hayalen, nasıl düştüm tuzağa.
Ne yüzüne dokundum, ne öbtüm dudağını,
Farketmedim kalbime, nasıl saplandığını.
Güzelliğin mi bela, bela mı güzelliğin,
Ne gittiğin ağlattı, ne güldürdü geldiğin.
İçime çekip durdum, nefes gibi aşkını,
Ne tez kurdum gönlüme, inci mercan köşkünü.
Bir serçe kalbi gibi, ürkekti bakışların,
Ona rağmen bilmedim, neydi kalp yakışların.
Döküverdim dibine, gönlümü yaprak yaprak,
Kuruttuğun ağaçtım, sen ise ölü toprak.
Bir sahil kıyısında, yalpalayan dalgaydım,
Yalnız denizi gördün, ben gözlerinden kaydım.
İlki olmak istedim, bütün hayallerinin,
Olamadım ne var ki, kiri ben ellerinin.
Cennet; bakışlarında, gülüşlerinde geldi,
Gitti sitemlerinle, sürüklendiğim seldi.
Oy küçüğüm, küçüğüm, körpeciğim, ufağım,
Hem gönlümü göçerdin, hem gönlüne yasağım.
Bir deli bakış attı, küheylan duygularım,
Bir uçurum yol tuttu, amansız kaygularım.
Yetişsin imdadıma, tüm hicran nağmeleri,
Bilmez misin şu gönlüm, beğenmez değmeleri.
Şimdi kimler tutası, o pamuk ellerini,
Artık kimler deresi, bağrındaki gülleri.
Kim sevesi ben gibi, kim bakası ben gibi,
İsterdim gör gönlümü, gülbin-i gülşen dibi.
Dalıp Karadeniz'e, indim derinlerine,
Yemyeşil yosunlardan, süzüldüm gözlerine.
Bağrımdaki bu ateş, küllenmedi, harlandı,
Bir vurgun daha yedim, yine kalbim horlandı.
Ne ateşin yaktığı, ne suyun soğuttuğu,
İflah olası değil, aşkının öğüttüğü.
Beyitlerim soğusun, döktüğüm gözyaşında,
Değil midir zaten gam, pişen şair aşında.
Hasan leb'i ah etti, gazelde gelip dile,
Kadrini kim bilir ki, bir dilber alıp bile.
©hasanyusuf
H