Gözlerim yanar, yüreğimde bir ateş,
Gazze'nin karanlığına çöker derin bir keder,
Her sokakta hüzün, her köşede bir feryat,
Zulüm altında inleyen bir şehir, sessizce ağlar.
Gökyüzü kararır, umutlar yavaşça tükenir,
Çocukların gülüşleri kaybolur, yerini alır derin bir acı,
Her moloz yığını altında gömülür masumiyet,
Gazze'nin sabahında dahi güneş doğmaz, ne çare...
Bir anne titrer kucağında cansız bir evlat,
Yıkılmış evler arasında yankılanır hüzün dolu ağıt,
Dua eder her yürek, diler kurtuluşu Yaradan’dan,
Ama her gün biraz daha karanlığa gömülür Gazze’nin yarası.
Ey zalimler, nereye kadar sürecek bu vahşet?
Bir umut ışığı, bir barış hayali yok mu bu topraklarda?
Gazze’nin gözyaşları bir nehri doldururcasına akar,
Ve bizler sadece dua ederiz, bir mucize beklercesine.
Kanın rengi karışır karanlık gecelere,
Sessiz çığlıklar yükselir yıldızsız göklere,
Küçücük eller uzanır göğe, yardım diler,
Ama sessizdir dünya, bakar da görmez gözleri kör eden bir perde.
Bu topraklarda tarih tekerrür eder durmadan,
Her taşın altında bir yetimin gözyaşı saklıdır,
Ve her köşede bir annenin gözleri, yaşlarla doludur,
Ama kimse duymaz, kimse görmez bu sessiz çığlıkları.
Gazze’nin sokakları soğuk, taşları kan kokar,
Geceyi yırtan bombaların sesi, yüreklerde yankılanır,
Ve umutlar her patlamada bir kez daha ölür,
Ama yine de direnir bu topraklar, yine de umutla bekler.
Bir babanın dizlerinde yatan evlat,
Henüz bir oyuncakla oynayacak yaşta,
Ama hayat, ona savaşın acısını öğretmiş,
Ve onun gözlerinde, kaybolmuş bir çocukluğun izleri saklıdır.
Gazze’nin duvarlarına yazılmıştır acının tarihi,
Her satırda bir gözyaşı, her satırda bir hayat yitirilmiş,
Ama kimse okumaz bu yazıları, kimse anlamaz,
Bu toprakların çektiği çilenin ne kadar derin olduğunu.
Ey Gazze, ne zaman dinecek bu fırtına,
Ne zaman doğacak güneş karanlık sabahlarına?
Belki bir gün, belki bir gün, bir barış rüzgarı eser,
Ve Gazze’nin gözyaşları, bir daha hiç akmaz o gün.
©hasanbey.
H