Kırık bir sokak lambasıyım şimdi,
Yarısı yanar, yarısı çoktan sönmüş,
Dostlar gideli, şehir boynu bükük,
Sigaramın dumanı bile eksilmiş.
Bir türkü bırakmışlar masaya, içi yarım,
Adını unuttuğum dostlar gibi, sessiz,
Gecenin kamburuna yüklenmiş anılar,
Bir Ahmet Erhan şiiri kadar çaresiz.
Bir kahve soğur pencerede, cam buğulu,
Sahi, kimler geçti bu sokaktan, kimler kaldı?
Kül rengi ceketimden düşen anılar,
Bir mendil ucu kadar solgun, paramparça.
Duvarlara astığım yüzler eksilmiş,
Konuşsam, sesim yankılanır mı hâlâ?
Sokaklar dar gelirken yürüyüşlerimize,
Dostlar birer birer silinmiş fotoğraftan.
Şimdi kaç şiir unutur adımızı,
Kaç şehir savurur eksik selamlarımızı?
Ahmet Erhan'dan kalma bir acıyla,
Bir sigara daha yakarım, duman olsun diye.
Gecenin ortasında bir rakı masası,
Kadehler boşalmış, sohbetler suskun,
Ne çok şey birikmiş içimize, söyleyemedik,
Ah be dostum, kelimeler yetmez oldu artık.
Bir şarkı tutturur uzaklardan eski bir radyo,
Ahmet Kaya’dan bir ağıt düşer masaya,
Anlıyorum ki susmak da bir isyanmış,
Konuşmak kadar yakıcı, susmak kadar derin.
Elimde yarım kalmış bir mektup var,
Adresi silinmiş, sahibine ulaşmaz,
Dostlar gittikçe uzar yollar,
Biz yürürüz ardı sıra, ayak izleri kaybolana kadar.
Sigaramın külü düşer masaya,
Zaman durur, geceler uzar biraz daha,
Bir Ahmet Erhan şiirinde bulurum kendimi,
Eksik, yarım, ama hâlâ ayakta.
Bir sabah uyanırım, camda solgun bir iz,
Sokağın hafızası silinmiş sanki, bomboş,
Dostlar, gölgesini bile bırakmadan gitmiş,
Bir ben kalmışım, yarım yanmış bir mum gibi.
Hatırlıyorum, bir zamanlar kahkahalarımız,
Duvarlara işlerdi, sokaklara sinerdi,
Şimdi sessizliğin yankısı kalmış geriye,
Bir de unutulmuş birkaç anı kırıntısı.
Cebimde sararmış bir fotoğraf bulurum,
Üç beş dost, bir masa, birkaç da keder,
Zaman, fotoğrafın kenarlarını bile eskitmiş,
Yüzler silik, gülüşler yarım, ama hâlâ değer.
Yazsam diyorum, tek tek isimlerinizi,
Belki unutmam, belki unutulmazsınız,
Ama korkarım dostlar, kalem de kırık artık,
Kağıtlar beyaz, sokaklar karanlık, yollar ıssız.
Bir eski meyhanenin en kuytu masasında,
Yıllanmış şişeler gibi dizilir anılar,
Kırık bir tesbih misali dağılmış dostlar,
Bir araya gelmez artık, kopmuş iplikler.
Gözlerimde sonbahardan kalma bir hüzün,
Ağaçlar bile vedayı öğrenmiş yapraklardan,
Kaldırım taşlarına kazınmış adımlarımız,
Silinmiş rüzgârla, unutuşun ince fısıltısıyla.
Bir türkü mırıldanırım usulca, kimseler duymadan,
Belki Ahmet Erhan’a varır sesim, belki de rüzgâra,
“Beni burada arama anne, kapıda adımı sorma,”
Yarım kalmış her cümlede biraz daha eksilirim.
Dostlar, bilirim ki gidilen yerlerden dönülmez,
Fotoğraflar konuşmaz, mektuplar yanıt vermez,
Yine de bir kadeh kaldırırım sizin için,
Adınızı anmasam da, içimde hâlâ yeriniz var, eksilmez.
Bir sokak lambası titrerken uzakta,
Gölgesinde büyür hatıralar sessizce,
Yarım kalmış vedalar, sararmış mektuplar,
Hepsi içimde, hepsi aynı köhne yerde.
Bir zamanlar gülüşler ekerdik toprağa,
Şimdi kuru otlar bile boy vermiyor,
Adımlarımız yankılanmaz oldu kaldırımlarda,
Şehir bile unutmuş gibi bizi, hatırlamıyor.
Geceye düşen her yıldızda bir dost kaybederim,
Bir sigara daha yakarım, duman olsun diye,
Gözlerimde asılı kalır eski anılar,
Kim bilir, belki de hâlâ bir yerlerde yaşıyor diye.
Radyoda çalan eski bir Ahmet Kaya türküsü,
İçime işler, damarlarımda dolaşır sessizce,
Anlıyorum ki bazı yaralar kabuk tutmaz,
Sadece derinleşir, sadece sessizce kanar içimde.
©feratboran
F