Geceydi ve zifiriydi zaman!
Karanlığın bekçileri kalleşçe oynuyordu taşlarını
Bağrında hançerin iniltisine mezarlar dahi uyanıyordu
Felaketin tellallığına alkışlar hoyratça yankılanıyordu
Şu hicran, dostlarımızdan düştü yüreğimize
İhanetin kabarık sayfalarından serildi önümüze
Vahayfa’nın dilinden kimse anlamasa da
Ortadoğu’da çaresizliğin şarkısını dilinden hiç düşürmezdi
Ben ise kentin yorgun kanatlarında hırpalanıyordum
Kaldırımlarda ayyaş düşünceler, sokaklar ise erdemliğe kapalıydı
Kuytularda insanlığın yok oluş sesi çınlamaktaydı
Ben sarhoş düşüncelerin arasında sıyrılmaya yol alıyordum.
Gözlerim sonsuzluğun ritmini tutmuş, adımlarım ise cesurdu.
Aşka nara atanların hengâmesiydi belki kuru gürültüler
Aciz halim, kitabın sırrında yol alırken kayboluyordu
Bu intihar bana göre olmamalıydı biliyorum yâda bende kalmamalıydı.
Gam yüklü bulutlardan bıktım, matemin renginde çocuklar telaşlı
Hangi şafağı sayıyorum, yoksa delirmenin ramağında mıyım?
Tevekkülüne sığınmış bir Sahra'nın notu var ellerimde
Görkemli mabetlerden yükselen, zikirlerden de yüce
Ey insanlar
Ey medeniler
En insancıklar
Ey yol bilmeyen yol göstericileri
Ey kendini yolun başında görüp yola sahiplenenler
Ey yolcu bile sayılmayan yığınlar.
Biz kalabalıklardan hep usandık...
Bırakın yalnızlıklar bizim olsun ey kalabalıklar
Gürültü yapmayın yeter!...
©hayati_sdf
H