Evde yabancı bir adamın ceketi var baba,
Penceremde çocukluğumun değil, hüzünlerimin geçtiği sokaklar var.
Ocakta senin sevdiğin yemekler değil, hiç tatmadığım yemekler pişiyor.
Her caddesi yabancı bu şehrin, her karışı cehennem içimde.
Tablolar yok artık duvarlarda, eski mavi saatimiz yok, bu yüzden mi zaman geçmiyor yoksa.
Askılıklar boş dolaplarda, üstümde denediğim bol, uzun kazaklar yok.
Büyük kupalar yok mutfakta, olsa da eski çaylar demlenmiyor işte, anlarsın.
Doğum günlerimde çikolatalı pastam olmuyor artık, okuldan gelip buzdolabına baktığımda.
Küçük çaplı yarışmalar düzenlenmiyor artık akşamüstleri, kardeşimle beni yarıştırdığın bilgi yarışmaları yok.
Akşam ezanlarına kadar mahallede sürdüğüm bisiklet, yola kaçan toplarım yok.
Aylık gider listesini yapan biri yok, ihanet olurdu zaten, bunca kaybedilmişlik varken, ufak tefek şeyleri yazmak.
Neden götürdün baba, seninle beraber, sana ait olan her şeyi.
Hatırlayabileceğim bir kokun bile yok zihnimde, o kadar yabancısın bana.
Perdeler çekilmiyor artık, yağmur yağdığında. İçimdeki yağmur bastırıyor göğü, içimdeki yangın eritiyor göğü.
Ne çok yazacağım sana, haberin olmadan, ne çok anacağım seni, sen duymadan. Her yağmur yağdığında göğe bakan gözlerimi, nasıl buluşturacağım seninle. Göğe bak baba, ben seni orada buldum, göğe bak.
©zeynepizm
Z