Yarım uykulu kuşların, kalk! borusuyla uyandığını gördüm.
Rüzgarla konuşuyordun
Melodisiz şarkılar söylüyordun,
Alcakaranlığın kuzey kutbunda esen karayeli içinde
Sana sonsuzlukta çiçek kokusu getiren kırlangıçlar var
Gözyaşlarında, bir şairin satırsız şiirlerini okudun
Ve parmağınla gökkuşağını şekillendiriyordun
Gördüklerim bunlardı...
Sonunda kendine benzeyen birşeyler buldun mu?
O güzel çiçeklerin bahçevanını
Ne tomurcuk oldun, ne çiçek açabildin
Kalbinin içinde ne biriktirdiğini buldun mu?
Ne çaresizlik, ne yılgınlık, ne de tükeniş.
Hayatın ne olduğu, hastalığın veya iyinin ne olduğunu bildin mi?
Meyveler toz gibi gri mi, yoksa gece gibi siyah mı?
Kurak toprak, herhangi bir tohumu büyütüyor mu?
Güneş görmeyen alanlarda beyaz ağustos gülü büyür mü?
Güneşin ve ayın sessiz olduğu yerde,
Tüm yıldızlar sessizliğini koruyor mu?
Çiçekler var mı gökyüzünde ?
Ya da herhangi bir meyve?
Malesef..!
Ama her güzel şarkının bir bestecisi var!
Ve her garip şarkıcının bir söyleteni.
Gökte uçan kuşların yerdeki ayak izlerini görmüyor musun?
O kalbinin parçaladığı öfke değil
Gökkuşağının renginde siyah ve gri yoktur
Bü yüzden her yağmurda renk renk çiçekler açılıyor
Ve her hüznün arkasında bazen büyük kahkahaklar doğuyor
Ve kahkahanın ardında aniden bastıran göz yağmuru
Gizemli olan şey ise, gizemli bakışlarda ki ilizyon
Ve bir kalp, sadece böyle şeylere yükselir
Gözlerinde diğer gördüklerime...
©mustafaks
M